Türkçe Dersi Kaynak Siteniz | MesutHayat.Com



2016 - 2017 Türkçe Dersi Yeni Kaynak Flash Diski Çıktı


Bu konuyu görüntüleyen kullanıcı(lar): 1 Ziyaretçi
Türkçe Dersi Kaynak Siteniz | MesutHayat.Com Konu Bilgileri
Konu Başlığı : BİR DE ÇOCUKLAR UYANSA
Yazar : ülkü duysak Konuyu Paylaş :
Cevap Sayısı : 1 Görüntüleme : 364


BİR DE ÇOCUKLAR UYANSA
Konu: 1
Mesaj: 2
Teşekkür: +2
Cinsiyet: Bayan
Katılış Tarihi: 12/01/2013

BİR DE ÇOCUKLAR UYANSA
 
PERDE:1 
SAHNE:1 
DEKORBig Grinekor seçimi sahne şartlarına göre düzenlenebilir. 
KİŞİLER: Keloğlan, Nasrettin Hoca, Tuzsuz Deli Bekir, Karagöz, Hacivat

 
KELOĞLAN- (Sahneye girer. Elinde bir çıkın vardır.) Ohhhh! Ne güzel bir sabah böyle. (Etrafa bakınır.) Güneş pırıl pırıl. Kuşlar ötüyor cıvıl cıvıl. Hoca’m uyuyor galiba mışıl mışıl. Kalkıp gelse de bu güzel sabahın tadını çıkarsak birlikte. Bir sesleneyim bakayım. (Pencereye doğru) Hoca’m, kalk artık sabah olduuuu. Herkes işine koyulduuuu. Hoca’m beni duyuyor musuuuun? Yoksa hâlâ uyuyor musuuuuun? 
NASRETTİN HOCA - (Pencereden başını uzatır.) Beni mi çağırıyorsun Keloğlan? Kimdir diyordum ben de bu davulu çalan? 
KELOĞLAN - Hocam ne davulu? Baksana elim kolum dolu. 
NASRETTİN HOCA- Ne bileyim… Gümbür gümbür bağırınca, davul çalıyorsun sandım. Kusuruma bakma. Söyle bakalım, bir şey mi getirdin bana? 
KELOĞLAN - Türlü türlü yiyecekler getirdim. Aşağı in de kahvaltıya birlikte oturalım; bu güzel sabahın tadını çıkaralım. 
NASRETTİN HOCA - Ooooo! Benim komşum ne düşünceliymiş böyle. Öyleyse kur soframızı, doyuralım karnımızı. Elimi yüzümü yıkayıp, geleceğim hızlı hızlı. 
KELOĞLAN - Hoca’m kürkünü giymeden olmaz soframda yerin. Sen iyi bilirsin, bu fıkranın anlamı çok derin. 
NASRETTİN HOCA - Sen de mi Keloğlan? O zaman ben de sofrana oturmam. Ben ne isem oyum. Kürk de giysem Nasrettin Hoca’yım, çul da giysem Nasrettin Hoca’yım. Kişiliğime değil de kürküme itibar edenlere artık kızmaktayım. 
KELOĞLAN - Bu bir şaka Hoca’m, bu bir şaka. Hiç olur mu kürkün giymek? Feda olsun sana bütün yemek. 
NASRETTİN HOCA - Hah! İşte şöyle! 
KELOĞLAN - Diyorum ki: Hacivat’ı, Karagöz’ü, Tuzsuz Deli Bekir’i de soframıza buyur etsek nasıl olur? 
NASRETTİN HOCA - Nasıl olacak? Çok iyi olur tabii. 
KELOĞLAN - Hele sen in bahçeye. Önce soframızı donatalım; sonra da komşularımızı çağıralım. 
NASRETTİN HOCA - Hemen geliyorum Keloğlan. Sen sofrayı kuradur. 
(Nasrettin Hoca pencereden ayrılırken Keloğlan da azık torbasının içindekileri çıkarır.) 
NASRETTİN HOCA - ( Sahneye girer.) İşte geldim Keloğlan. Sen ver hele şu örtüyü de sereyim yere. ( El birliği ile sofrayı kurarlar.) 
KELOĞLAN - Hocam, krallara layık bir sofra oldu. Şimdi çağırabiliriz komşularımızı. (Seslenir) Gel hele Tuzsuz Deli Bekir! Gel sen de tadına bak, yediğimiz nedir? 
TUZSUZ DELİ BEKİR - (Ceketi omzunda sahneye girer.) Heeeeyyyyyt! Beni mi çağırdınız a komşularım? 
NASRETTİN HOCA - Başka Tuzsuz Deli Bekir var mı ki bu diyarda? Tabii ki seni çağırdık. 
TUZSUZ DELİ BEKİR - Bir durum mu var yoksa? Söyleyin hemen halledeyim. 
KELOĞLAN - “Gel soframıza buyur da beraber bir şeyler yiyelim.” diyecektik 
TUZSUZ DELİ BEKİR - Teşekkür ederim komşularım. Benim işim aceledir. Hazırlık yapıyorum, hazırlık… 
KELOĞLAN - Ne hazırlığı yapıyorsun Tuzsuz Deli Bekir? Yoksa düğün hazırlığı mı? 
TUZSUZ DELİ BEKİR -Kafa bulma benimle Keloğlan. Bak bozuşuruz sonra. Kafdağı’na gideceğim de… 
KELOĞLAN - Ne işin var Kafdağı’nda? Kafdağı kaldı masallarda. Bak ben bile buradayım. Hem yalnız başına gitme oralara. Kaybolursun bilmediğin yollarda. 
TUZSUZ DELİ BEKİR - Kafdağı çok güzel bir yermiş. Bütün masal kahramanları orda yaşıyormuş. O dağda iyiler, kötüleri hep yeniyormuş. Hem bilge kişiler de çokmuş orada. Biz de gidip kötüleri ve kötülükleri yenmenin yollarını öğreneceğiz onlardan. Niye kaybolacakmışım? Hacivat ve Karagöz de benimle geliyor. (Pencereye doğru seslenir.) Karagöz’üüüüm! Karagöz’üüüm! 
KARAGÖZ - (Karşı pencerede görünür.) Biri beni mi çağırdı? 
TUZSUZ DELİ BEKİR - Ben çağırdım Karagöz’üm. Daha hazır değil misin yoksa? Hacivat’ı al da in aşağıya. 
KARAGÖZ - (Pencereden içeriye doğru seslenir.) Hacivat’ım nerde kaldın? Biz yola çıkıyoruz, sen geç kaldın. 
HACİVAT - (Sırtında yüklerle sahneye girer.) Ancak geldim Karagöz’üm. Var mı diyecek bir sözün? Beni evde arama. Ben yükümü aldım sırtıma, indim aşağıya. Asıl sen geç kaldın. Bak 
hâlâ penceredesin. Yüküm ağır, sırtım yağır. Eğer beni seviyorsan aşağı in de yüküme el at biraz. 
KARAGÖZ - (Pencereden) Bu kadar eşyayı ne yapacaksın Hacivat’ım? 
HACİVAT - Hani Kafdağı’na gideceğiz ya, o nedenle… Yatak var, yorgan var. Yükümün arasında ekmek var, peynir var, soğan var… Daha sayayım mı? 
KELOĞLAN - Komşularım, gelin önce soframıza buyurun! Yola çıkarsınız sonra. Sizsiz boğazımızdan geçmiyor. 
HACİVAT - Karagöz’üm! Keloğlan bizi kahvaltıya çağırıyor. Aşağı in de birlikte kahvaltı yapalım. Bak, Tuzsuz Deli Bekir de burada. 
KARAGÖZ - Görüyorum Hacivat’ım, görüyorum. Çok bağırma iniyorum. Kahvaltıdan sonra da senin peşine düşüyorum. 
HACİVAT - Öyleyse acele et biraz. Yolumuz uzun, ancak gideriz. Eğer bugün gidemezsek de yarına kadar sabrederiz. Sırtımdaki eşyaları da bölüşürüz. Tuzsuz Deli Bekir sen ne dersin bu işe? 
TUZSUZ DELİ BEKİR - Bir de Keloğlan’a soralım. Keloğlan sen ne dersin bu işe? 
KELOĞLAN - Sizin Kafdağı’na gitmenize ben niye karar vereceğim ki… 
TUZSUZ DELİ BEKİR -Senin kafan bazen bizimkinden daha fazla çalışıyor da onun için sordum Keloğlan. 
KELOĞLAN - Ben neymişim be! Kel başımı kaşıyıp biraz düşüneyim bakayım. (Başını kaşır ve düşünür) Doğru söylersiniz bre kardeşler. Buyurun soframıza oturun. Sabah er vakitte yola koyulun. Belki biz de düşeriz sizinle yola. Varırız Kafdağı’na. Oradaki çocuklarla gireriz kol kola. Sen ne dersin Nasrettin Hoca? 
NASRETTİN HOCA - Ne diyeyim Keloğlan? İyi olur derim.
KELOĞLAN -Yani… Biz de gidelim, öyle mi? 
NASRETTİN HOCA - Sabah ola hayr’ola. Keloğlan’la Nasrettin Hoca da sabah erkenden yola koyula. Hoca’nın canı isterse Keloğlan’a arkadaş ola… 
KARAGÖZ - (Sahneye girer.) Madem Keloğlan bizi davet etti. Bize de sofraya oturmak düşer. Hadi yumulalım bakalım sofraya. (Sofraya oturmak için atakta bulunur.) 
HACİVAT - (Sırtındaki yükleri indirir.) Karagöz’üm biraz kibar ol, kibar… Hiç yemek görmemiş gibi… 
KARAGÖZ - Gördüm Hacivat’ım, gördüm. Keloğlan ve Hoca da bizimle geleceği için birden heyecana büründüm.
KELOĞLAN - Kafdağı’na gideceğimiz için çok sevinçliyim. Benim İbiş de oradadır belki. Çooook özledim keratayı, çook! Bir gitti, pir gitti. Bilmem ki beni niye terk etti. 
NASRETTİN HOCA - Niye olacak Keloğlan? Çocuklar masalları unutalı yıllar oldu. Unutulan bir kahraman olmayı içine sindirememiştir. 
HACİVAT - Keloğlan, Hoca doğru söylüyor. Biz de Kafdağı’na bu nedenle gitmek istiyoruz zaten. Belki oralarda bizi unutmayanlar vardır hâlâ… 
KELOĞLAN - Bu işte bir terslik var gibi… Sizler masal kahramanı değilsiniz ki. Ne işiniz var Kafdağı’nda? 
HACİVAT- Sen ne diyorsun Keloğlan? Biz masal kahramanı değiliz; ama bizim de bu ülkenin kültüründe yerimiz var.Çocukları bizi de unutmaya başladı. Büyüklere gelince… Onlar da sadece ramazan aylarında, kısa bir süre bizi hatırlıyorlar, sonra da bizi kaderimizle baş başa bırakıyorlar. 
NASRETTİN HOCA - Hacivat haklı. Biliyorsun, ben de masal kahramanı değilim ama… 
KELOĞLAN - Eeeee! Senin derdin nedir Hoca’m? Yoksa sende mi unutuldun? 
NASRETTİN HOCA - Tam unutulmuş sayılmam. Ben halkıma kırgınım.Olur olmaz fıkralar uydurup bana mal ediyorlar. Bir duysanız o fıkraları aklınız durur. Bu durum unutulmaktan da beter benim için. Serde olmayan dilde olur mu hiç? 
KELOĞLAN - Ne diyelim Hoca’m? Haklısın ama alacağın yok! 
HACİVAT - Hoca’m Van’dan geçer miyiz acaba? Hani diyorum: Hazır, yola çıkmışken Van Gölü’ne de maya çalsan nasıl olur? Akşehir Gölü’ne çaldığın maya tutmamıştı.Bakarsın bu tutuverir. 
TUZSUZ DELİ BEKİR -Valla Hoca’m ne eğlenceli olur ama… 
KELOĞLAN - Ben hâlâ anlamış değilim Hoca’m… İpe un sermeyi nasıl başardın? 
KARAGÖZ - Hoca’m hani bir gün bindiğin dalı kesmiştin ya! O fıkranı bir anlatsana. 
NASRETTİN HOCA -Bir başlarsam anlatmaya arkası gelmez Karagöz’üm. Hep anlatmak isterim. Böyle olunca da bir gün değil bir yıl sonra bile yola çıkamayız. 
KELOĞLAN - Doğru söylersin Hoca’m. Hadi şimdi oturalım sofraya. 
(Sofraya otururlar, perde kapanır.)

 
PERDE:1 
SAHNE:2 
DEKOR: Aynı 
KİŞİLER: Keloğlan, Nasrettin Hoca

 
KELOĞLAN - (Perde açılır, Keloğlan sahneye girer. Pencerelere doğru seslenir.) Komşularım kalkın artık. Güneş tepeyi aştı. “Atı alan Üsküdar’ı geçti.” 
NASRETTİN HOCA - (Pencereden başını uzatır.) Ne bağırıp durursun Keloğlan? Bırak uyusun onlar. Biz ikimiz gidelim Kafdağı’na. Hem yükleri çoktur onların. Takma onları arkamıza. Gel eşeklerimize binelim, Kafdağı’na doğru yola çıkalım. Kafdağı’na varınca da orada yaşayan bilgeleri, onlardan önce biz bulalım. Bulalım da eski itibarımızı tekrar nasıl kazanacağımızı bir de bilgelere soralım. Onlar nasıl olsa gelirler. 
KELOĞLAN - Hoca’m sen de bilge bir kişisin. Kitaplarda öyle yazıyor. Ne diye bilgeleri arayacakmışız? 
NASRETTİN HOCA - Keloğlan, akıl akıldan üstündür. Bilge olsam da mutlaka bilmediğim şeyler vardır. 
KELOĞLAN - Komşularımıza haber vermeden gidersek ayıp olmaz mı Hoca’m? 
NASRETTİN HOCA - Niye ayıp olsun Keloğlan? Biz olmasak da onlar gidecekti zaten. Karar vermişler bir kere. Diyeceğim şu ki:Onların eşekleri yok. Bizim eşeklere sırayla binmeye kalkarsak, çok gitmeden biz de yaya kalırız. Yaya kalınca da Kafdağı’na aylar sonra varırız.
KELOĞLAN - Doğru dersin Hoca’m. Öyleyse duyurmayalım sesimizi. Kimseler görmesin bizi. 
NASRETTİN HOCA - Bak Keloğlan! Ben eşeğe ters binerim. Sen önüme düş de rehberim ol. Mola vermek istediğinde, de ki: “Hocam lütfen dur.” 
KELOĞLAN - Hadi hemen çıkalım yola, Karagöz, Hacivat, Tuzsuz Deli Bekir arkamızda kala. Bir sıkıntım var ama… 
NASRETTİN HOCA - Söyle bakalım sıkıntın neymiş. 
KELOĞLAN -Taksiye binsek olmaz mı Hoca’m? Benim eşek yaşlıdır. O kadar yolu gidemez, yorulur. 
NASRETTİN HOCA - Ne diyorsun Keloğlan? Bakıyorum da çağa ayak uydurmakta hiç zorlanmamışsın. Aslını bilmeyen neslini bilmez. Koskoca Nasrettin Hoca, eşeği dururken taksiye binmez. Sen merak etme hiç. Arada bir iner soluklandırırız eşeklerimizi. 
KELOĞLAN - Bak, Hoca! Eşeğime bir şey olursa, senin eşeğini alırım ha! 
NASRETTİN HOCA - Sen hem kel hem de kurnazsın. Eşeğimi vermem desem ikna olmazsın. Tamam, veririm eşeğimi. Hadi eşeklerimize binip düşelim yola. (Sahne kararır?)

 
PERDE:2 
SAHNE:1 
DEKOR: Yeşilliklerin bulunduğu bir mekân 
KİŞİLER: Keloğlan, Nasrettin Hoca, Peri Kızı

 
(Perde açılır. Hoca ve Keloğlan, birer maketten eşeğin üzerindedir. Nasrettin Hoca eşeğe ters binmiştir.) 
KELOĞLAN - Hoca’m benim vardır bir derdim. Kendimi fazla gerdim. Anla işte hâlimi… Ancak buraya kadar tutabildim. 
NASRETTİN HOCA - Var git şu tepenin ardına, ihtiyacını gider rahatla. 
(Keloğlan eşekten iner, yeşilliklerin arkasına geçer. Nasrettin Hoca sağa sola bakınırken ağaçların arasından bir baş uzanır, bir de ses duyulur.) 
PERİ KIZI - Kimdir benim yurdumda gezen? (Ağaçların arasından çıkar.) 
NASRETTİN HOCA - Aaaa! Sen miydin Peri Kızı? Ne iyi oldu seni gördüğüm. 
PERİ KIZI - Sen de kimsin? Tanıyamadım. 
NASRETTİN HOCA - Ben Nasrettin Hoca. Hani, fıkralarımı okuyup okuyup gülüyorlar ya… Ama sadece gülüyorlar. “Hoca aslında ne demek istemiş?” diye düşünenler çok az.Şimdi tanıdın mı beni? 
PERİ KIZI - Tanıyamadım. Bir dakika… Bilgisayarımdan google girip senin hakkında bilgi toplayayım önce. Kimsin? Kimin nesisin? Kaçıncı yüz yılda yaşamışsın? 
NASRETTİN HOCA - Efendim! Anlamadım… Bu bilgisayar da nerden çıktı? 
Benim bildiğim, senin bir sihirli sopan vardı.Yoksa kırıldı mı? 
PERİ KIZI - Oooo! Biz çağa ayak uydurduk Hoca’m. Sihirli sopamı televizyon dizileri elimden aldı. Öyle olunca ben de onların çağına adım attım. Demek sen çağın gerisinde kaldın. 
NASRETTİN HOCA - Böyle söylersen darılırım. 
Ben koskoca Nasrettin Hoca’yım. Nasıl tanımazsın beni? 1208 yılında Sivrihisar’ın Hortu köyünde doğdum. Babam Hortu köyünün imamı Abdullah Efendi’dir. Annemin adı Sıdıka Hatun’dur. Sivrihisar’da medrese eğitimi gördüm. Babam ölünce Hortu’ya dönerek köyün imamı oldum. Medresede ders okuttum. Kadılık görevinde bulundum. Bu görevimden dolayı bana Nasuriddin Hâce adı verildi. Sonra da bu ad Nasrettin Hoca biçimini aldı. Sanırım bu kadar bilgi beni tanıman için yeterlidir. Bakıyorum aslını çok çabuk unutmuşsun? Keloğlan da eşeğe değil, taksiye binecekti ama… 
PERİ KIZI - Aman Hocam, şaka yaptım, şaka. Ne işim olur benim bilgisayarla. Sahi, yanında birisi daha vardı. O nereye gitti? 
NASRETTİN HOCA - O gördüğün Keloğlan işte. Şu anda hacet gidermede.
KELOĞLAN -(Çalılıkların arasından çıkar.) Oh be Hoca’m, dünya varmış. Sıkıntıda olanlara dünya darmış. (Peri Kızı’nı görür, irkilir) Sen de kimsin, arkadaş? Tanıt kendini yavaş yavaş. 
PERİ KIZI - Ooooo! Kimleri görüyorum, kimleri… Getirin bütün kelleri. Sayın Keloğlan, bu gördüğün yer, Peri Kızı’nın yeri. 
KELOĞLAN - (Gözlerini ovalar) Aman, aman! Peri Kızı’nı gördüm, hallerim yaman. Nasıl da büyümüş, nasıl da güzelleşmişsin böyle… Seni görmeyeli yıllar olmuştu. Karşılaştığımız da ne iyi oldu. Eeee, söyle bakalım, nasılsın? Seni kıskananların yüzü asılsın .(Hoca’ya bakar) 
NASRETTİN HOCA - Bana bak Keloğlan! Söylediğin yalan. Lafın bana ise çalıyı dolan. Niye kıskanacakmışım Peri Kızı’nı.O da bizim gibi bir kahraman.
KELOĞLAN - Hoca’m şaka yaptım sana, şaka… Bana “yalancı” deme ama 
NASRETTİN HOCA - Allah, Allah! Bugünlerde herkes de şaka yapıyor bana. 
KELOĞLAN - Senden özür diliyorum. İnan ki seni çok seviyorum.(Peri Kızı’na döner.) Anlat bakalım, ne yaparsın bu yerlerde? Hani, sihirli sopan nerelerde? 
Kebap mı satarsın yoksa bu yerlerde? Derman mıdır kebabın her bir derde? 
PERİ KIZI - Ne kebabı Keloğlan? Burası Masal Sevenler Derneği. 
KELOĞLAN - Biraz anlamadım. Bu dernek dediğin şey, ne biçim bir şey? (Hoca’ya döner.) Valla Hoca’m, sen benden akıllısın. Bu Peri Kızı ne demeye çalışıyor acep? 
NASRETTİN HOCA - (Keloğlan’ı duymazdan gelir.) Ne güzel bir fikir? Hiç aklıma gelmemişti. Olmadı… Hocalık kariyerime uymadı… Dönüşte ben de bir dernek kurmalıyım. Nasrettin Hoca’yı Sevenler Derneği… 
KELOĞLAN -“Kariyer” dedin Hoca’m. Hani karşıydın çağa ayak uydurmaya? 
NASRETTİN HOCA -Amaaaan, Keloğlan! Arada sırada olur böyle vakalar. Çok eğleştik, hadi koyulalım tekrar yola. 
KELOĞLAN - Ben de “Keloğlan’ı Sevenler Derneği” mi kursam acaba? (Peri Kızı’na döner.) De bakam, ne işe yarar bu dernek dediğin şey? Dernek kurunca sihir kalkıyor mu yoksa rafa. Bak isterim sonra senden rafadan bir yumurta. 
NASRETTİN HOCA - Keloğlan, keleş oğlan. Hayatı beleş oğlan.Yürü endamın görelim, eşeğine bin de Kafdağı’na gidelim. Dernek kurma işini sonra düşünelim. 
PERİ KIZI - Ne tartışıp durursunuz? Böyle giderse Kafdağı’nı zor bulursunuz. Eğer dinlerseniz, beni haklı bulursunuz. 
NASRETTİN HOCA - (Peri Kızı’na döner) Öyleyse şu Keloğlan’ın merakını gider de artık yola düşelim. 
PERİ KIZI - Bir zamanlar ben de sizler gibi bir kahramandım. Hoş, yine kahramanım ama unutulmuş bir kahraman… Unutulmak ne kadar acı biliyor musun Keloğlan? Televizyon tahtımı salladı. Ben de tahttan düşmeden bu derneği bir kurayım dedim. Televizyonda sihirli dizilerden geçilmiyor Çocuklar, benim kahramanı olduğum masalları okumak yerine dizi seyretmeyi yeğliyor. Unutulmak istemiyorum. Unutulmak yaşarken ölmek gibi bir şey. Bunun için kurdum işte bu derneği. Belki hâlâ masal okumayı seven ,beni tanıyan çocuklar vardır, diyorum ve derneğimde her gün heyecanla o çocukları bekliyorum. Anladın mı Keloğlan? 
KELOĞLAN - Bir yolu vardır elbet. Gel sen bizi takip et. Kafdağı’na varalım. Bilgeleri bulalım. Derdimizi anlatıp, çareler arayalım. Keloğlan’ın başı keldir; ama yüreği akan bir seldir. Takıl da gel arkamıza, bahtımız açık, şansımız boldur. 
PERİ - Sen ne dersin sayın Hoca’m? Keloğlan doğru mu söyler? Sen de bilge bir kişisin. Bu soruma cevap verebilirsin. 
NASRETTİN HOCA - Başka çaremiz var mı Peri Kızı ? Birlik olalım ki, kuvvetli olalım… Kafdağı’nda başka bilgeler de bulalım. Bu söylediklerin hepimiz için geçerli. Çocuklar bizi de unutmaya başladılar bil ki…
KELOĞLAN - Ama senin üzerine binebileceğin bir eşeğin bile yok. Ne yapsak acaba. (Başını kaşır) Ne yapalım, biz de eşeğe sırayla bineriz. 
PERİ KIZI - Unuttun mu Keloğlan? Benim de sihirli sopam var; ama ben derneği bırakıp sizinle gelmek istemiyorum. Çocuklar gelir de beni bulamazlarsa ayıp olur. En iyisi siz gidin.  açık olsun. Allah sizi her türlü tehlikeden korusun. 
NASRETTİN HOCA - Hadi bakalım, düşelim yola; Allah işimizi kolay kıla.(Perde kapanır.)

 
PERDE:3 
SAHNE:1 
KİŞİLER: Hacivat, Karagöz, Tuzsuz Deli Bekir 
DEKOR: 1.Perdedeki dekorun aynısı.

 
(Perde açılır, Hacivat eli arkasında dolaşmaktadır. Karagöz de Hacivat’ın peşinden yürümektedir.) 
HACİVAT - Ne dolanırsın peşimden. Şöyle karşıma geç de beni bir dinle. 
KARAGÖZ - İnleyeyim mi? Neden? Hasta değilim ki, inleyeyim. 
HACİVAT - Karagözüm ne inlemesi. Beni bir dinle diyorum. 
KARAGÖZ - Dinliyorum Hacivat’ım. Anlat bakalım neymiş derdin? 
HACİVAT - Karagöz’üm bizi ektiler. 
KARAGÖZ - Sen ne diyorsun Hacivat’ım? Bizi kim ekti? 
HACİVAT - Kim olacak? Kafdağı’na birlikte gideriz diyen komşularımız ekti. 
KARAGÖZ - Biz tohum muyuz ki bizi eksinler. Allah korusun bir de “önce ektik, şimdi de biçmeye geldik.” derlerse halimiz nice olur? 
HACİVAT - Karagöz’üm, şimdi şakanın sırası değil. Git atlarımızı getir de binelim. Kestirme bir yol bilirim ben. Kafdağı’na onlardan önce gidelim. 
KARAGÖZ - Sen ne diyorsun Hacivat’ım. Uçak dururken hiç ata binilir mi? 
HACİVAT - Asıl uçağa binilmez. Bizim yaşadığımız devirde uçak mı vardı? 
KARAGÖZ - Anladım sen çağa ayak uydurmak istemiyorsun. 
HACİVAT - Ayak uyduralım derken çağa, kalacağız bu gidişle yaya. Biraz daha oyalanırsak, onlardan önce varamayacağız Kafdağı’na 
KARAGÖZ - Nedir bu sendeki Kafdağı merakı, anlamadım. (Sahnede koşar.) Bir koşu gittim geldim. Ama atlarımızı bulamadım. Kafdağı’na gideceğiz ya… Belki orada olacak bir atın ve de haşmetli bir yatın. 
HACİVAT - Neler söyler durursun böyle? Kafdağı’nda deniz var mı ki yatım olsun Karagöz’üm.
KARAGÖZ - Ne biliyorsun? Belki de vardır. Biraz kafiyeli konuşayım, demiştim de… 
HACİVAT - Bırak şimdi kafiyeyi de getir atlarımızı. Fazla oyalanmadan çıkalım yola. 
KARAGÖZ - Anladım, canın istemiş muşmula. Bu mevsimde nereden bulacağım muşmulayı Hacivat’ım? 
HACİVAT - Sen adamı edersin deli. Senin hakkından gelir, ancak deli Veli. 
KARAGÖZ - Öyle biri var mı Hacivat’ım? Ben niye tanımıyorum deli Veli’yi? 
HACİVAT - Canım o lafın gelişi. Az daha oyalanırsak, ben olacağım deli. 
KARAGÖZ - Şimdi söyle bakalım. Biz niçin gidecektik Kafdağı’na? Söylemezsen çıkmam yola. Ya yolda giderken aslanlar çıkarsa karşımıza… 
HACİVAT - Şimdi gitmekten vazgeçiyorum ama. 
KARAGÖZ -Tamam Hacivat’ım. O zaman Kafdağı’na gitme sebebimizi söyle de gidelim. 
HACİVAT - Unuttun mu Karagöz’üm? Evde söylemiştim ya! 
KARAGÖZ - Evet, unuttum. Bir daha söylesen dilin mi aşınır? Yoksa sırtın mı kaşınır? 
HACİVAT - Şimdi ben senin sırtını kaşıyacağım. İyi dinle, bir daha da sorma!
Kafdağı’na gitmemizin iki sebebi var: Birincisi: Çocuklar artık eğlenmek için bize ihtiyaç duymuyorlar. Kimsesiz kaldık. Bak arkadaşlarımız bile bizi istemedi. Sen bu durumun farkında değil misin? 
KARAGÖZ - Farkında olsam da ne değişecek? Strese mi gireyim yani. 
HACİVAT - Bakıyorum yeni kelimeler de öğrenmişsin. 
KARAGÖZ - Sen beni ne sandın? Ben gelişen teknolojiye, değişen dünyaya ayak uydurdum.. Sen de ayak uydursan iyi olacak. Artık herkesin bildiği cahil biri değilim ben. Okuma yazma kursunu da bitirdim. Sürekli kitap okuyorum. Bak seni de eskisi kadar yanlış anlamıyorum. 
HACİVAT - Karagöz’üm, ne yaparsan yap, aslını inkar edemezsin. Sen aslına sadık kaldıkça özelsin. 
KARAGÖZ - Güzel miyim? Güldürme beni Hacivat. Yakışıklı desen anlayacağım da… 
HACİVAT - Anlamasan da olur. Bak güneş günü yarılamak üzere. Koş çabuk getir şu atlarımızı. 
KARAGÖZ -İyi hoş da… Ya Sultan Orhan Caminin inşaatı ne olacak? 
HACİVAT - Boş ver şimdi inşaatı. Biz başımızı kurtaralım yeter.
KARAGÖZ - Başımıza gelenleri inkâr mı ediyorsun yoksa Hacivat? Yaşadığımız dönemde çok konuşup diğer işçileri meşgul ettiğimiz için canımızdan olmadık mı? 
HACİVAT - Kafdağı’na gidişimizin ikinci sebebi de bu işte… Bu bir söylenti Karagöz’üm. Kafdağı’na gidersek olaylar tersine dönebilir belki. Bir bakarsın başka bir söylenti dolaşır dillerde. Olmazsa biz de masalların büyüsüne kapılır, birer masal kahramanı oluruz. 
KARAGÖZ - Bak şimdi Hacivat! Sen de aslını inkâr ediyorsun. Sonradan masal kahramanı olunur mu hiç? Söylenti, “Karagöz’le Hacivat’ın başına bir şeyler geldi.” diyorsa doğrudur. Gördün mü bendeki ilerlemeyi? Nasıl konuşuyorum ama? 
HACİVAT - Aman Karagözüm, söylentilerin her ne kadar gerçeklik payı varsa da kulaktan kulağa yayılırken abartılmış olamaz mı? 
KARAGÖZ - Yine beni alt ettin. Haklı olabilirsin belki. Neyse, bir an önce gidelim bari. Gidelim de söylenti gerçekleşmesin. Ben hemen gidip atlarımızı getiriyorum.(Duraklar) Sahi, bizim atımız var mıydı o zamanlar? (Düşünür.) Neyse, fazla düşünüp de kafamı yormayayım. (Sahneden çıkar, kısa bir süre sonra sopadan atlarla geri döner) Al Hacivat’ım atını. Kusura bakma, bu sopadan atlarla idare edeceğiz. 
HACİVAT - Eyvah! 
KARAGÖZ - N’oldu Hacivat’ım? 
HACİVAT - Yahu biz Tuzsuz Deli Bekir’i unuttuk. Koş hemen çağır da gel! 
TUZSUZ DELİ BEKİR - (Sahneye girer.Elinde içi dolu bir torba vardır.) Beni mi çağırdınız? Ben sizinle Kafdağı’na gelmiyorum ki. Kararımı değiştirdim. Evde oturup misafirleri bekleyeceğim. 
HACİVAT - Misafirleri mi dedin? 
TUZSUZ DELİ BEKİR -Misafirleri ya… 
KARAGÖZ - Seni Kafdağı’na gitmekten vazgeçirecek kadar önemli olan bu misafirler de kimdir acaba? 
TUZSUZ DELİ BEKİR - Şeyyy! Doğrusunu isterseniz, bir toplantı yapmayı düşünüyorum da… Bu nedenle misafirleri ben çağırdım. 
HACİVAT - Toplantı mı?Yoksa mahalle muhtarlığına aday mı oldun? 
TUZSUZ DELİ BEKİR - Güldürme beni Hacivat’ım. Muhtar adaylığı da nerden çıktı? Hani sizin Kafdağı’na gitme sebepleriniz var ya… İşte ben de bu sebeplerden dolayı gitmemeyi tercih ettim. Gece yatarken aklıma bir fikir geldi. 
KARAGÖZ - Kikir kikir kim güldü? 
TUZSUZ DELİ BEKİR - Kimse gülmedi Karagöz’üm. Aklıma bir fikir geldi dedim. “Çocuklar bizi unuttu.”diye şikayetçi oluyoruz ya. Ben de ne kadar kahraman varsa evime davet ettim. Süpermen, Örümcek Adam, Şirinler… Daha aklınıza kim gelirse bu akşam bize gelecekler. 
HACİVAT - Eeeee! Sonra 
TUZSUZ DELİ BEKİR - Sonrası şu :Onlardan ülkelerine dönmelerini rica edeceğim. 
KARAGÖZ -Yani şimdi sen, o kahramanları mı suçluyorsun? Bizler onların yüzünden mi unutulduk?
TUZSUZ DELİ BEKİR - Unutulmamızda onların da etkisi var tabii. Bir de bizi çocuklara tanıtmayan büyükler suçlu. Arada sırada ders kitaplarında yer alıyoruz; ama o da yeterli değil ki. Siz Kafdağı’ndan döndüğünüzde bir toplantı da öğretmenlerle ve yazarlarla yaparız. Bakarsınız eski itibarımızı yeniden kazanırız. Ne dersiniz? 
HACİVAT - İnşallah başarılı olursun, ne diyelim. Unutmaman gereken bir grup misafir daha var ama… İnternetin başında saatlerini harcayan çocukları da çağırdın mı? 
TUZSUZ DELİ BEKİR - Hiç unutur muyum?Çocukları da çağırdım tabii.Gelirler mi, bilemiyorum ama. Haaaa! Unutmadan… (Elindeki torbayı uzatır.) Hazırladığım şu azık torbasını da alın.Yolda acıkınca içindekileri yersiniz. 
HACİVAT - Çok düşüncelisin . Teşekkür ederiz. İnşallah güzel haberlerle döneriz. Hoşça kal,Tuzsuz Deli Bekir. 
TUZSUZ DELİ BEKİR-Yolunuz açık olsun, güle güle gidin. 
(Karagöz ve Hacivat sopadan atlarına biner ve atın ayak seslerini çıkararak sahneden çıkarlar.)

 
PERDE:4 
SAHNE:1 
DEKOR:Kır görüntüsü ve bir ağaç maketi 
KİŞİLER: Keloğlan, Nasrettin Hoca, Hacivat, Karagöz.

 
(Perde açılır.Keloğlan ve Nasrettin Hoca eşeklerinin üstündedir.) 
KELOĞLAN - Hoca’m eşeklerimizi dinlendirsek nasıl olur. Onlar dinlenirken biz de şu ağacın altında biraz kestiririz. 
NASRETTİN HOCA - Doğru dersin Keloğlan. Daha Kafdağı’na ulaşmamıza çok var. (Eşekten inerler ve eşeklerinin bir ağaca bağlarlar.) 
KELOĞLAN - Oh be! İyi ki durduk. Zavallı hayvancıklar çatlayacaktı yorgunluktan. (Hoca’ya eliyle işaret eder.) Gel şöyle uzanalım Hoca’m. 
NASRETTİN HOCA - Gerçekten mola vermemiz çok iyi oldu. Benim de uykum gelmişti zaten. Uyandıktan sonra da eşeklerimizi otlatırız. (Ağacın altına uzanırlar. Bir süre sonra horlamaya başlarlar. Ağaçtan kuş sesleri gelmektedir. Sahneye Hacivat ve Karagöz girer.) 
HACİVAT -Tam aradığımız gibi bir yer. Biraz dinlenip yolumuza sonra devam edelim. (Sopadan atlarından inerler.) 
KARAGÖZ - Hacivat’ım buraya bizden önce gelenler olmuş. Bak şu ağacın altında iki kişi yatıyor. (Yanlarına yanaşır) Ooooo! Kendilerinden geçmişler. Horul horul uyuyorlar. (Biraz daha yaklaşır,eğilir yüzlerine bakar.O sırada Hacivat da atından inmiş, ağaca doğru yürümektedir.) Hacivat’ım bunlar onlar… 
HACİVAT - Bunlar onlar dediğin kim yahu? (Eğilir, yüzlerine bakar.) Aaaaa! Sizi köftehorlar sizi. Bizi ekersiniz ha! (Eliyle Karagöz’e “sus” işareti yapar.) Şunlara bir oyun oynayalım da bizi ekmek neymiş görsünler. 
KARAGÖZ - Ebelemece mi oynayacağınız yoksa saklambaç mı?
HACİVAT - Aman Karagözüm sen yalnızca dediğimi yap! 
KARAGÖZ - Sen ne diyorsun Hacivat’ım? Başka yola mı sapayım? 
HACİVAT - Sadece sus ve ne dersem yap! 
KARAGÖZ - Aman Hacivat’ım niye durup dururken kusayım yahu. 
HACİVAT - Bir de artık seni yanlış anlamıyorum diyordun. Sus artık! Ne dersem yap işte! 
KARAGÖZ -Tamam, bu defa anladım seni. Susacağım ve dediğini yapacağım 
HACİVAT - Ha şöyle! Şimdi git, ağaca bağlı duran eşeklerin ipini sök ve eşekleri çalılıkların arkasına bırak. Hem karınları da acıkmıştır hayvancıkların. Biraz otlasınlar. 
KARAGÖZ -Tamam… Dediğini hemen yapacağım. (Eşeklerin ipini çözer ve çalılıkların arkasına bırakır, geri döner. O sırada Hacivat da yere eğilir ve yerden birkaç tane çöp alır) Bu iş tamamdır. Eşekler serbest. 
HACİVAT - Karagöz’üm, al şu çöpü. Sen Keloğlan’ın burnunun ucuna değdir, ben de Hoca’nın burnuna değdireyim.(Karagöz Hacivat’ın uzattığı çöpü alır ve Keloğlan’ın burnuna değdirmeye başlar. Keloğlan kıpırdanır, fakat uyanmaz. Hacivat da Hoca’nın burnuna çöpü değdirir. Hoca uyanır gibi olunca, Karagöz ve Hacivat ağacın arkasına gizlenir.) 
NASRETTİN HOCA - (Gözlerini açar etrafa bakar.Eşeklerin ağaçta bağlı olmadığını görünce Keloğlan’a seslenir.) Uyan, uyan Keloğlan! Eşeklerimizi çalmışlar. (Keloğlan uyanmaz. Hoca Keloğlan’ı sarsar.) Uyansana yahu! Eşeklerimizi çalmışlar.
KELOĞLAN - (Gözlerini açar.) Ne eşeği Hoca’m? Bizim eşeklerimiz mi vardı? (Birden farkına varır ve silkinerek kalkar.) Vay başımıza gelenler… Hoca’m, ben sana taksiye binelim demiştim. Biz şimdi eşeklerimiz olmadan ne yapacağız? Yahu bizden başka kimsecikler yoktu burada. Ben bu işi anlamadım. 
NASRETTİN HOCA - Bu yol Kafdağı’na giden yolsa bizden başkaları da geçecektir mutlaka. Gel aramaya çıkalım bari. Belki de hırsızlar fazla uzaklaşmamışlardır. 
KELOĞLAN - Ya hırsızların silahları varsa… 
NASRETTİN HOCA- Onların silahları varsa bizim de cesaretimiz ve aklımız var. 
HACİVAT- (O sırada Hacivat ağacın arkasından kalın bir ses çıkarır.) Sakın haaaa! Bizi arama.Yoksa davranırız silahlara… 
KELOĞLAN - Aman Hoca’m bu ses de neyin nesi? (Hoca’nın kucağına atlar.) 
NASRETTİN HOCA - Ben seni cesur bilirdim Keloğlan. Sen ne kadar korkakmışsın böyle. 
KELOĞLAN - Öyle deme Hoca’m.Kırılırım ama. Sesi duyunca birden irkildim. (Zıplar.) Heeeeeyt! Benim elimden kurtulacak hırsız daha anasının karnından doğmamıştır. 
KARAGÖZ - Görelim bakalım, daha anasının karnından doğmamış olan kimmiş? (Karagöz ağacın arkasından çıkacak olur, Hacivat geri çeker. Karagöz Hacivat’ın çekiştirmesine aldırış etmez ve ortaya çıkar.) Siz bizi ektiniz biz de size bu oyunu oynadık işte. 
HACİVAT - Dilini eşekarısı sokar inşallah. Biraz daha bekleyemedin mi ağacın arkasında? Arasalardı ya eşeklerini yana yakıla. 
NASRETTİN HOCA - Demek bizden öç aldınız. Biz aslında size şaka yapmıştık. Tepkinizi ölçmek istedik.
KELOĞLAN - He ya… Bakalım ne edecekler dediydik. 
HACİVAT - Ne ettik peki? Geldik size yetiştik. Hadi bakalım, düşün yola. Beraberce gidiyoruz Kafdağı’na. (Toparlanır ve sahneden çıkarlar, perde kapanır.)

 
PERDE:5 
SAHNE:1 
DEKOR: Kutu kutu evler, çiçekler, üzeri yiyeceklerle dolu bir masa. 
KİŞİLER: Nasrettin Hoca, Hacivat, Karagöz, Keloğlan, İbiş

 
(Perde açılır, sırayla sahneye girerler.) 
KELOĞLAN - Yorulduğumuza değdi doğrusu. Ne muhteşem bir yermiş burası. Valla bizim padişahın sarayı buranın yanında hiç kalır. 
KARAGÖZ - Şu masadaki yemeklere bakın. 
HACİVAT - Önce bu temiz havayı ciğerlerimize çekmeliyiz. Böyle temiz hava, nerde bizim oralarda…
NASRETTİN HOCA - Dostlarım ömür boyu kalabilirim ben burada. 
KELOĞLAN - Hoca’m ben de! Hoca’m ben de. 
İBİŞ - (Kutu evden çıkar) Bu davetsiz misafirler de kim böyle? (Keloğlan’a yanaşır.) Ben sorayım sen söyle! Nerden gelir nereye gidersiniz? 
KELOĞLAN - Amaniiiin! Bu bizim İbiş yahu! Size dememiş miydim? ”İbiş de Kafdağı’ndadır.” diye 
İBİŞ - Efendim af buyurun. Ben sizi tanıyamadım. 
KELOĞLAN -Tabii… Beni tanımamakta haklısın. Yıllar var ki, bir araya gelemedik seninle (Başındaki bereyi çıkarır.) Gel şöyle kel kafama bir şaplat bakalım, tanıyacak mısın beni? 
İBİŞ - (Keloğlanın kafasına elini şaplatır.) Aman Allah’ım! Bu bizim Keloğlan! Yıllardır ben de seni bekliyordum. ‘Benim bildiğim Keloğlan, beni arar bulur.’ diyordum. Seni gördüğüme çok sevindim. Misafirlerimizle de tanışmak isterim. 
HACİVAT - Ben Hacivat. Tahsilliyim, kültürlüyüm. Her konuda bilgiliyim. Arkadaşlarımla ve komşularımla ilgiliyim. (Elini uzatır, tokalaşırlar.) 
İBİŞ - Çok memnun oldum. 
KARAGÖZ - Ben Karagöz. Bazen söylerim cahilce söz.(Elini uzatır, tokalaşırlar.) 
İBİŞ - Çok memnun oldum. 
NASRETTİN HOCA - (Onlar tanışırken Hoca da etrafı dolaşır) Ben geri dönüyorum dostlarım. Kafdağı bana göre değilmiş. 
KELOĞLAN - Hoca’m daha biraz önce “burada ömür boyu kalabilirim.” dediydin. 
NASRETTİN HOCA - Birden bire buranın büyüsüne kapıldım da ondan öyle söyledim. Şöyle bir dolaşıp gördüm ki burada her şey var; ama hiç kitap yok. Ne masal kitabı ne fıkra kitabı…Yalnız kitap değil Hacivat’la Karagöz’ün oynayabileceği bir perde bile yok. Hiç değilse sen İbiş’ini buldun Keloğlan. Ya biz… En iyisi ben gidip fıkra kitaplarındaki yerime tekrar yerleşeyim. Az da olsa beni tanıyan var yine de… 
İBİŞ - Aman Hoca’m! Düşündüğün şeye bak. Kitap olmaz olur mu buralarda? Şu gördüğün evler okunmayı bekleyen kitaplarla dolu; ama okuyacak kimse yok. Anlayacağın masallar diyarı olan Kafdağı’nda bile kimse kalmadı. 
HACİVAT -Ya çocuklar… Onlar da mı yok burada? 
İBİŞ -Onların nerde olduğunu tahmin edebiliyorum. Ya televizyonun ya da bilgisayarın başındalar. 
NASRETTİN HOCA - Peki bilge kişilerden kim var? 
İBİŞ -Bilge kişiler de yurt dışına gittiler. 
KELOĞLAN - Canım İbiş, sen ne yaparsın burada tek başına? 
İBİŞ - Belki birileri gelir diye yıllardır umutla bekliyorum. Nihayet gelenler oldu. İşte bak, siz geldiniz. 
KELOĞLAN - Kafdağı çok güzel bir yer; ama neye yarar? Biz aradıklarımızı bulamadıktan sonra. En iyisi Hoca’yı dinleyip dönelim yurdumuza. Az da olsa bizi sevenler var hâlâ. Tadı kaçmış bir Kafdağı açmaz bizi. 
İBİŞ - Ben de sizinle gelsem mi acaba? Yok yok! Buradaki ağaçları, kuşları, çiçekleri, böcekleri yalnız bırakamam. Bir bakarsın bütün masal kahramanları bir gün döner gelirler… 
Hadi, oturup bir şeyler yiyin, karnınızı doyurduktan sonra güzelce dinlenin. Yurdunuza yarın dönersiniz. 
NASRETTİN HOCA - Peki sofraya oturmak için kürk giyecek miyim? 
İBİŞ - Aman Hoca’m çok şakacısın. 
NASRETTİN HOCA - İyi o zaman yiyelim bari. 
(Masaya otururlar, perde kapanır.)

 
PERDE:6 
SAHNE:1 
DEKOR: Bir yatak, birkaç sepet, duvarda post, bir köşede odun yığını. İçi dolu bir çuval. Yerde taşla yapılmış bir ocak, ocağın üzerinde bir tencere.

 
(Perde açılır. Keloğlan yatakta uyumaktadır.) 
ANNE - (Seslenerek sahneye girer.) Kel oğlumun, keleş oğlumun uyuduğu yetmez mi? Evimizde ekmek yok, Keloğlan değirmene gidip un öğütmez mi? (Keloğlan uyanmaz. Annesi yatağa yaklaşarak sesini yükseltir.) Uyan Keloğlan, uyan! Ben kime söylüyorum. 
KELOĞLAN - (Yorganı altından başını kaldırır.) Aman anaaaa! Görüyordum ne güzel bir rüya Uyandırmasaydın beni, yiyecektim türlü türlü yemeği. 
ANNE - Sen ne diyorsun Keloğlan? Yine her zamanki gibi padişahın sarayında mıydın yoksa rüyanda? 
KELOĞLAN - Saray da söz mü ana? Öyle güzel bir rüya gördüm ki hiç sorma. 
ANNE -Bilirim, yine padişahın kızını görmüşsündür. 
KELOĞLAN - Şimdi anlatması uzun sürer. En iyisi ben kalkıp değirmene gideyim, unu öğüteyim. Bir bakarsın Hacivat, , Nasrettin Hoca, Peri Kızı, İbiş… Daha niceleri gelir bize misafir olmaya. Belki çocuklar bile gelir. 
ANNE - Sen ne sayıklarsın Keloğlan? Uykudan uyanamadın anlaşılan. 
KELOĞLAN - Ben uyandım da çocuklar uyanmadı daha ana. Bir de çocuklar uyansa, gör bak sen, dünya ne güzelmiş. Kafdağı nasıl şenlenirmiş. (Yatağından çıkar.)Ver hele sırtıma şu buğday çuvalını da gideyim. 
ANNE - (Buğday çuvalını Keloğlan’ın sırtına verir) Hadi işin gücün rast gele oğul. Dışardan güğümleri al, biraz da su getir eve. 
KELOĞLAN - Keloğlan anasını hiç kırar mı? Bir koşu gider, unu da öğütür suyu da doldurur. Hadi bana eyvallah ana. Ben gelene kadar çayımız hazır ola. (Sahneden çıkarken perde kapanır.)

 
Ülkü Duysak


Teşekkür Edenler: Mesut Hayat , LÜKÜS HAYAT
Alıntı Yap
.
Konu: 2,763
Mesaj: 4,490
Teşekkür: +17754
Cinsiyet: Bay
Katılış Tarihi: 17/07/2012

Ellerinize sağlık sayın hocam.

Türkiye'nin En Kaliteli Türkçe Dersi Kaynak Sitesi
www.mesuthayat.com



Teşekkür Edenler: ülkü duysak , mertyurek
Alıntı Yap
.

MesutHayat Kazandıran Kitaplar


Foruma Git:


Bu konuyu görüntüleyen kullanıcı(lar): 1 Ziyaretçi

Türkiye
Powered by MyBB © 2002-2016 MyBB Group
Forum Destek Yetkilisi: Samed BAYRAM


Tasarım