Türkçe Dersi Kaynak Siteniz | MesutHayat.Com



2016 - 2017 Türkçe Dersi Yeni Kaynak Flash Diski Çıktı


Bu konuyu görüntüleyen kullanıcı(lar): 1 Ziyaretçi
Türkçe Dersi Kaynak Siteniz | MesutHayat.Com Konu Bilgileri
Konu Başlığı : Kadim dünyanın büyüleyici romanı; ŞAİR
Yazar : Mesut Hayat Konuyu Paylaş :
Cevap Sayısı : 0 Görüntüleme : 719


Kadim dünyanın büyüleyici romanı; ŞAİR
Konu: 2,763
Mesaj: 4,490
Teşekkür: +17780
Cinsiyet: Bay
Katılış Tarihi: 17/07/2012

Kadim dünyanın büyüleyici romanı; ŞAİR

Mine S. KARAKURT
mine.karakurt@trt.net.tr

SPOTLAR:

• Şairi yaratan acılardır demişler, şair olduktan sonra da kendisi acılar yaratır. Doğrusu ikinci bir hayatımız olmasaydı bu hayat baştan sona saçmalık olurdu.

• “Şair”in ana hikâyesi böylesi tutkulu bir aşk olmakla birlikte, kahramanların peşinde asrın medeniyetlerini; Persleri, Doğu Romalıları, Türkleri, Ermenileri, Gürcüleri, Avarları, Çinlileri ve Arapları, kısacası kadim dünyanın kadim halklarını, kültürlerinin her haliyle tanıyorsunuz. Kitap bir aşk masalından çok daha fazlası…

• “Şair” bir söz için yaşayıp bir söz için ölen insanların dünyasına düşen yakıcı sözler... Başdöndürücü şiirler eşliğinde yaşanan unutulmaz bir doğu masalı. Yazarı Rafet Elçi’nin söylemiyle “Doğunun Cevabı”



Şiire ve şaire âşık insanların yaşadığı uçsuz bucaksız bir çöl... Acımasız toprakların şekillendirdiği yakıcı bir güzellik olan Sara ve onu elde etmek için birbirine kelamın kılıcını çekmiş iki efsane şair. İnsanların sözlerine Allah’ın sözlerinin karışmasıyla neticelenen dramatik bir yarışma...
Rafet Elçi’nin dördüncü kitabı “Şair”in ana hikâyesi böylesi tutkulu bir aşk olmakla birlikte, kahramanların peşinde asrın medeniyetlerini; Persleri, Doğu Romalıları, Türkleri, Ermenileri, Gürcüleri, Avarları, Çinlileri ve Arapları, kısacası kadim dünyanın kadim halklarını, kültürlerinin her haliyle tanıyorsunuz. Kitap bir aşk masalından çok daha fazlası…
Arap dininin ve Arap töresinin son günlerine ağıtlar yakan bir putperestin diliyle anlatılan romanda, belagati çokça övülen Arap şiirinin hakiki kimliğine şahitlik ediyorsunuz ki bu nefis şiirleri dillendiren de romanın yazarı Rafet Elçi.
“Şair” bir söz için yaşayıp bir söz için ölen insanların dünyasına düşen yakıcı sözler... Başdöndürücü şiirler eşliğinde yaşanan unutulmaz bir doğu masalı. Yazarı Rafet Elçi’nin söylemiyle “Doğunun Cevabı”
Söyleşimiz, edebiyatın şiir ve roman dallarında mahirliğini ispat etmiş Rafet Elçi’yle kendisi ve kitapları üzerine…


Rafet Elçi kimdir diyelim öncelikle. Yazarlıkta deneyimlerinizden bahseder misiniz?
Samimi bir tevazuya sahip olmayan bir adamın kendisinden hiç bahsetmemeyi alışkanlık haline getirmesi gerekir. İlk romanımı tamamladığım günden bu yana 13 sene geçmiş. Bu sürede dört roman ve bir şiir kitabı yazdım. Şairi yaratan acılardır demişler, şair olduktan sonra da kendisi acılar yaratır. Yani şair ve yazar için doğu da, batı da acıdır. Hal böyle olunca yazarlık deneyimlerinden hiç bahsetmek istemem.

Kitabın arka kapağında iddialı bir şekilde ifade ettiğiniz üzere Şair’i Doğu’nun cevabı olsun diye yazdınız. Kastınız neydi?
Öyle olsun diye yazmadım ama öyle olduğunu düşünüyorum. Buna müşahhas bir örnek vermeye çalışmak çok büyük bir hata olur. Metafizik bir düşünce var burada. Alplerden yükselen bir çığlığın Himalayar’da çok daha güçlü bir şekilde yankılandığını tasavvur edin. Cevaptan kastettiğim biraz buna benziyor.

Tarihi karakterlerin ve bahsi geçen kavimlerin hiç bilinmeyen yönlerini tanıyoruz. Bu anlamda tarihi araştırmalarınızı nereden, hangi kaynaklardan, nasıl yaptınız?
“Bir tarihi roman yazacağım, kaynağa ihtiyacım var” diye yola çıkıp alışılmadık bir tarih görüşü inşa edemezsiniz. Bir tarih görüşünüz varsa bunun üzerine tarihi bir roman inşa edebilirsiniz. Yazdıklarımın okuyucuya alışılmadık gelmesinin sebebi Türkiye’deki “fikir önderleri” diye tesmiye edilen zevatın yarattıkları imajdır. İslamiyet öncesi Türk tarihi hakkında başta entelektüellerimiz olmak üzere “kara cahil”den beter durumda olduğumuzu rahatlıkla söyleyebilirim. Barthold’u Gumilev’u Lıu Mau-Tsaı’i Edouard Chavannes’ı Artamonov’u birazcık olsun tanıyanlar “Yalın, kılıç göçebe” edebiyatından utanırlar. Kendi tarihi hakkında bu kadar ciddiyetsiz ve lakayt bir entelijansiya düşünülemez. Esasen Türkiye’de entelijansiya yoktur. Çünkü gerçek entelektüellerin toplamından böyle bir tesmiyeyi hakedecek bir kalabalık meydana gelmez.

Yer ve kişi isimleri savaşlar vs. hadiselerin genelinde kurgu nerede başlıyor ve bitiyor?
Yazım süreci sizi nerelere götürdü ya da neler yaşadınız?

Kadim haritalardan, seyahatnamelerden ve tarih kitaplarından topladığım bilgilerle kendime ait bir harita yaptım. Arap yarımadası için siyer kitaplarından yararlandım. Yani kıssalarda geçen yer adlarını haritada olması gereken yerlere yerleştirdim. Bunun dışında pek çok köy ve kasaba ismi uydurdum. “Tuleyle”, “Şureyk” gibi insan isimleri “Betafan” “Gallak” gibi kabile isimleri de ürettim. “Arşakid” ismini de hayal ettim fakat bir İran hanedanı olan “Arsak”ların isminin bazı telafuzları buna çok yakın olduğu için sonradan pişman oldum. Kitap bu kelimeyle başlıyor ve İran tarihini bilen birisi “Acaba bu hanedandan mı bahsediyor?” diye düşünebilir. Bu kitabı yazarken neler yaşadığımı ileride, şahit olanlar anlatsın isterim çünkü pek çok yazar bu konularda samimiyetsiz laflar ediyorlar. Onlarla aynı şekilde görülmek istemem.

Romanda acı kavramını işleyişiniz çok dikkat çekici. Asrın değerlerine sadık kalarak fiziki acılardan ziyade manevi acıdan bahsediyorsunuz. Bu hissiyatı öyle iyi biliyor ve anlatıyorsunuz ki! Rafet elçinin hayatında acı nerede?
“Bu kadar acının içinde hayat nerede?” desem biraz Schopenauer gibi konuşmuş olurum. Fakat tam olarak düşündüğüm bu. Esasen ben yapı itibariyle “zevk alma, hoşça vakit geçirme, mutluluk” gibi kavramlara değer vermiyorum. 31 yaşında biri olarak şunu söyleyebilirim ki bu çöplükte bu kadar vakit geçirmemim tek sebebi inançlı biri olmam. Doğrusu ikinci bir hayatımız olmasaydı bu hayat baştan sona saçmalık olurdu.

Acaba roman metni daha bir tatlandıran şiirlerin ilhamından yola çıkılarak mı kurgulandı yoksa tam aksine metne göre mi şiirleri kaleme aldınız?
Şiirlerin bir kısmını romanı yazarken, bir kısmını ise roman bittikten sonra yazdım.

Bir söyleşide Şair’in dünyanın en büyük dört romanından biri olduğunu söylediniz. Diğer üçü? Peki neden Şair ilk dörde dahil?
Savaş ve Barış, Karamazof Kardeşler ve Sefiller... Bu üç romandan daha büyük bir roman yazmak için bütün beşeriyeti kucağınıza alıp seyredebilmeniz gerekir. Benim bu romanda yaptığım şey bütün bir insanlığın panoramasını çizmek değildi. Bu yüzden onlardan daha büyük bir roman yazdım demeye taaccüb ederim. Fakat romanımın bu romanlar dışında kalan romanlardan “hikaye, karakterler, mekan, üslup ve mesele” olarak daha üstün olduğunu söylemekten çekinmem. Böyle düşünmesem yazmazdım zaten.

Romanın hangi şairi ya da kahramanı daha çok Rafet elçi, yoksa Zeyd mi?
O değişmeyen fıtrat özellikleri hariç romancı sürekli değişip durur. Bir bedende, bir surette uzun zaman kalmak ona sıkıntı verir. Çünkü imkanları geniştir. Benim Zeyd’e de, Tuleyle’ye de benzediğim zamanlar oldu ama ben başkayım. Zeyd ve Tuleyle yaşasaydılar ve sohbet etseydik çok mutlu olurdum. Fakat onlara hayatımın sonuna kadar katlanamazdım, mutlaka bırakıp giden ben olurdum. Bu vefasızlıktan başka bir şey. Sonsuzdan konuşmayan bir adam, bir zaman sonra aynı şeyleri söylemeye başlar. Tuleyle ve Zeyd çok büyük adamlar ama bir semaları var ve onun üzerine çıkamazlar. O sema benim semam. Ben bu semanın yukarısını duymak isterim. Tabi o semanın yukarısı beni duymak ister mi bilmiyorum. Zümrüdanka, kartalın sözlerini kaba bulabilir.

Arapça bildiğinizden dile hakimiyetiniz romanı daha güçlü ve etkileyici kılmış. Peki sizin kaleme aldığınız bu şiirler o zamanların Arap uslubu mu?
Tuleyle’nin ve Zeyd’in kasideleri tam Arap kaside formatındadır. Hatta burada tekrar etmek zorunda olduğunuz metaforlar bile vardır. Mesela “kola yapılan dövmelerin zaman içinde silinmesinden dolayı kuma çizilen şekillere benzetilmesi” olmazsa olmaz bir benzetmedir. Diğer kurallar romanda da anlatıldığı şekildedir. Bu şiirlerin dışındakiler Arap hayatından alınmış simgelerle örülmüş şiirlerdir. Tabi Perslerin ve Çinlilerin ve Türklerin şiirleri de var. 21. Yüzyılda yazılmış bir Hun şarkısı dinlemek isteyenler de bu romanı alıp okuyabilirler.

Arap medeniyetine öyle yakınsınız ki bu durum yaşanmışlıklarınızdan mı kaynak buluyor?
Araplar geleneklerine bağlı bir kavimdirler ama yine de bizim gibi değişime uğradılar. Modern Araplarla görüşmenin ve Arap şehirlerini gezmenin “Hakiki bir bedevi” yaratmakta size hiçbir faydası olmaz. Güneşe bakın, kuma bakın ve Zuheyr’in dizelerini okuyun o “hakiki bedevi” geçip karşınıza oturur. Keskin gözleriyle size bakar ve “anlat bakalım” der.

Romandan etkileyici bir cümle; “Dünya çok güzel Zeyd fakat hayat çok acımasız.” Böyle mi düşünüyorsunuz ya da düşündüğünüz vakitler mi oldu?
Bu roman karakterinin düşüncesi. Bana göre biz varlık ile yokluk arasında sıkışıp kalmış varlıklarız. Allah’ın eşyadan belirişini tesbit edebilecek gözlerim olsaydı başka şeylerle asla ilgilenmezdim. Ne yazık ki gözlerim kapalı ve içimdeki renklerden haber veriyorum.

Kahramanlardan Sara, acılar karşısında “O zaman niye geldik bu dünyaya?” diyor. Yazarına soralım biz de.
Çünkü öldük ve bir tabuta konulduk. O tabutun açılmasını ve ruhumuzun yeniden serbest kalmasını bekliyoruz.

Prens, Bahira, Asah ve Raviler arasındaki sohbette “bir-sonsuz” kavramları işleniyor, bu tartışmada tarafların konuşmaları sizin iç seslerinizden mi hayat buluyor yoksa inançların karşılaştırılması şeklinde, kaynaklardan yola çıkarak mı tartıştırılıyor?
Eflatun’un Parmenides’inde tartışılan bir konudur bu. Prens’in içine düştüğü çıkmaz, Eflatun’un ortaya attığı bir çıkmaz. Doğrusu ilk gençliğimde beni de epey meşgul etmiştir. Problemin düğümünü yine benzer mütealalar üzerinden çözmek mümkündür. Fakat Allah’ı anlamak diye bir şey olamayacağını anlamak gerekir.

“İnsan ne için yaşar?” diye soruyorsunuz romanda, sizce ne için yaşar?
Romanda öne çıkarılan bir soru değil bu. Siz bir neticeye varmışsınız. İnsan hiç kuşku yok ki bir peygamber olabilmek için yaşamalı. Olamayacağını biliyorum ama daha azına razı olmakla, daha azı olabilmek aynı şeyler değildir.

“İnsan vazgeçmeyi öğrendikçe büyüyor.” Rafet Elçi nelerden vazgeçmek zorunda kaldı?
En başta geleni “mutluluk”. Bunun erkeklere göre bir şey olmadığını anladım. İkincisi şöhret. Bunu istersem büyük bir yazar olamayacağımı anladım. Bir de vazgeçmeyi istediğim ama başaramadığım bir şey var “Benlik”. Ne yazık ki ruhumun orta yerinde bağdaş kurmuş oturan bu put yüzünden çabalarım hiçbir netice vermiyor.

"Mutluluk niçin erkeklere göre değil? Peki kadınlara göre bir his mi?
Hayatın amacının "mutluluk" olduğunu söylemek tembellere yaraşır bir ifadedir. Doğrusu onlar bu düşüncenin yerleşmesi için çok çabalamışlardır. Benim "erkek"ten kastettiğim, kasları veyahut beyin hücreleri sürekli sıcak olan adamdır. Bu o kadar böyledir ki adeta mutluluğa vakti kalmaz. O sürekli eserini düzeltmekle bozmakla yeniden yapmakla uğraşacaktır. Eseri onun hayatıdır. Bu hayat jestler, restler ve yaptıklarıyla bir bütündür. Adeta bir güzellik resmi çizmektedir o. Ve hiç kuşku yok ki bunu başarmak mutlu olmayı başarmaktan çok daha önemlidir. Erkeğin kadından farkı budur, çünkü kadına yaratılışı itibariyle, bu konuda bir pozitif ayrımcılık yapılmıştır. O zaten güzeldir. Bu arada yeri gelmişken, şunu söyleyeyim ki bu "pozitif ayrımcılık" gibi içeriksiz kavramlarla ancak latife yapılır.

Rafet Elçi’nin Sara’sı (“Şair” romanında iki belagat sahibinin paylaşamadığı güzelleri güzeli kız.) oldu mu?
Oldu. Fakat bundan daha fazlasını söyleyemem.

Vazgeçemediğiniz yazarlar kimler? Ve olmazsa olmaz kitaplarınız?
Victor Hugo’nun, Shakespeare’nin olmadığı bir dünya iyice çekilmez olurdu. Kemal Tahir’in romanlarını özel günler için saklanan şaraplar gibi teker teker sindire sindire okuyorum. Şu an okumadığım ondan fazla kitabı olduğunu bilmek beni çok mutlu ediyor. Bakın mutluluktan bahsettim.

Yazarlık yönünüzü en çok besleyen şey ne? Okumak, hayal kurmak, gezmek, hayatın tam ortasında olmak, gözlemlemek mi?
Bu saydıklarınızın hiçbirini yazarlık yönümü beslemek için yapmıyorum ama bu saydıklarınız içinde “gezmek” dışında her şeyin beni beslediğini söyleyebilirim. Bu yaşıma kadar yeterince gezmek için fırsatım olmadı. Bir gün olursa da ne bulacağımı bilmiyorum.

Roman 7. asırda geçiyor. Hangi yüzyılda ya da devirde kim olarak yaşamak isterdiniz?
Çok kibirli ve kendini beğenmiş bir adam olarak asla ve asla başka biri olmak istemezdim.

Yakın zamana dair yeni çalışmalarınız var mı?
Şu an çok yoğun çalışıyorum. Büyük ve hacimli bir romanla boğuşuyorum. Ne zaman biter bilmiyorum. Ancak bir sene içinde bitirebilsem çok iyi olur, yoksa o beni bitirecek.



Türkiye'nin En Kaliteli Türkçe Dersi Kaynak Sitesi
www.mesuthayat.com



Teşekkür Edenler:
Alıntı Yap
.

MesutHayat Kazandıran Kitaplar


Benzer Konular...
Konu: Yazar Cevaplar: Gösterim: Son Mesaj
  Sitemiz Üyelerinden Şair, yazar Ülkü Duysak ile yapılan röportaj Mesut Hayat 3 1,269 12/01/2013, 00:19
Son Mesaj: ülkü duysak
  Nar Ağacı romanı üzerine ropörtaj Mesut Hayat 1 914 10/10/2012, 20:18
Son Mesaj: doğanumut

Foruma Git:


Bu konuyu görüntüleyen kullanıcı(lar): 1 Ziyaretçi

Türkiye
Powered by MyBB © 2002-2016 MyBB Group
Forum Destek Yetkilisi: Samed BAYRAM


Tasarım