Türkçe Dersi Kaynak Siteniz | MesutHayat.Com



2016 - 2017 Türkçe Dersi Yeni Kaynak Flash Diski Çıktı


Bu konuyu görüntüleyen kullanıcı(lar): 1 Ziyaretçi
Türkçe Dersi Kaynak Siteniz | MesutHayat.Com Konu Bilgileri
Konu Başlığı : Roman ve Özellikleri
Yazar : Mesut Hayat Konuyu Paylaş :
Cevap Sayısı : 0 Görüntüleme : 881


Roman ve Özellikleri
Konu: 2,763
Mesaj: 4,490
Teşekkür: +17670
Cinsiyet: Bay
Katılış Tarihi: 17/07/2012

ROMAN
Yaşanmış ya da yaşanabilir olayları, insanların iç dünyasını, serüvenlerini , karakterlerini; yer, kişi ve zaman göstererek anlatan uzun olay yazılarına Roman denir. Diğer türlerden ayrılan en önemli özelliği, uzunluğudur. Romanlarda, toplumsal olaylar ve ilişkiler gerçeklere uygun bir tarzda ele alınır.

"Roman" kelimesi, Roma İmparatorluğu sınırları içinde yaşayan halk kitlelerinin konuştuğu halk Lâtincesine verilen addır. Sonraları herkesin anlayabilmesi için bu dille yazılan destan ve hikâyelere "roman" adı verilmiştir. Kelimenin aslı buradan gelir.
İyi bir roman ilgi çekici olmalı, herkesi ilgilendiren insancıl bir tema taşımalıdır. Romandaki olaylar arasında dengeli bir sıralama ve bağ bulun-malıdır. Olaylar akla yakın olmalı, romanın konusundan doğmalıdır. Romandaki varlıkların kişilikleri baştan sona dek konuya uygun nitelikte olmalı, birbiriyle çelişmemelidir.
Roman yazarı; romanda yarattığı kişilerini kendi kişiliği içinden görebilmelidir. Romandaki davranışlar ve konuşmaların, kişilerin karakterlerinden çıkmasını sağlamalıdır.
Okuyucu, romanı iş olsun diye okumaz. Roman okurken avunmak, kendinden uzaklaşmak ister. Romandaki kişilerle ilgilenmeye başlar. Olaylar karşısındaki davranışlarının ne olacağını merak eder. Onların başarılarından mutluluk duyar. Onların sıkıntılarına üzülür. Kendisini onların yerine koyar. Onların davranışlarını eleştirir. Bu davranışlar içinde yapılmaması gerekeni, yapılmamış olanları bulur. Romanı okuyup bitirince genel bir yargıda bulunur.

Türk edebiyatında önceki yüzyıllarda roman türüne benzer edebî eserler mevcuttur. Bunlar:
(1) Halk Hikâyeleri (Kerem ile Aslı, Ferhat ile Şirin gibi.)
(2) Meddah Hikâyeleri
(3) Dinî Hikâyeler (Hz. Ali'nin Cenkleri gibi)
(4) Destanî Hikâyeler (Dede Korkut Hikâyeleri, Battal Gazi Destanı gibi)

Avrupaî tarzda ilk roman, Tanzimat döneminde yazılmıştır. Namık Kemal'in "İntibah", ilk Türk romanıdır. Nabizâde Nazım'ın "Karabibik", ilk köy romanıdır. Yusuf Kâmil Paşa'nın Fenelon'dan çevirdiği "Telemak", ilk çeviri romandır.

Romanlarda, şu ögeler üzerinde önemle durulmalıdır:
Konu, kişiler, çevre, zaman, ana düşünce ve anlatım tarzı (üslûp).

Romanlardaki olaylar, bir plâna uygun olarak anlatılır. Bu plân şöyledir:
Giriş (Serim): Roman olayının başı, burada verilir.
Gelişme (Düğüm): Roman olayının gelişip, açıldığı bölümdür.
Sonuç (Çözüm): Romandaki olayın açıklığa kavuştuğu, düğümün çözüldüğü bölümdür.


Konularına göre roman şöyle adlandırılır:
Psikolojik roman, töre romanı, macera romanı, tezli roman, köy romanı, tarihi roman, egzotik roman, mektuplu roman, bilim-kurgu romanı, biyografik roman...

ROMAN TÜRLERİ
Tarihsel roman
Uzak bir geçmişte yaşanan olayları konu alır. Ama tarihten daha derinlerde yatan insanla ilgili daha evresel bir gerçeği araştırmak amacıyla da yazılmış olabililer. Tarihi romanların örnekleri arasında Walter Scott’un romanlarını, Tolstoy’un Savaş ve Barış’ını, Stendhal’in Parma Manastarı’nı sayabiliriz.

Duygusal roman
İnsanın duygusal yaşamını yüksek ve özenli bir üslupla betimleyen romanlardır. Bazen bu türde yazarın kendi duygularıyla, okurun duygularını sömürmesi ön plana çıkar. Laurence Sterne’in Fransa ve İtalya’da Hissi Seyahat adlı eseri, Rousseau’nun romanları, Madame de La Fayette’in Prenses de Cleves’i bu türe dahil edilebilir.


Psikolojik roman
Kişilerin ruhsal durumlarını ayrıntılarıyla çözümlemeye çalışan romanlardır. Daha serinkanlı ve denetimli oluşuyla duygusal romandan ayrılır. Abbe Prevost’un Manon Lasko adlı eseriyla Fransız edebiyatında açılan psikolojik roman çığırı diğer ülke romancılarını da etkilemiştir. Paul Bourget’in romanları da bu türe girer.

Töre romanı
İnsanların en dolaysız biçimde toplumsal olan davranışlarını, adetlerini, geleneklerini ön plana çıkarır. Moda, yaygın konuşma ve ifade biçimleri, toplu olarak yapılan her şey bu tür romanların konusunu oluşturur. Toplumun derin yapısından çok, yüzeysel görüntüleriyle ilgilenir. En tipik temsilcileri olarak Arnold Bennet ve Evelyn Waugh’tur.
Romantik roman
Kişilerin duygularını, arzularını, düşüncelerini yalnızca kendilerine ait, içten gelen doğal ve gerçek olgular gibi görür. Örneğin Sir Walter Scott’un tarihsel romanları, Jean Jack Rousseau eserleri ve Goethe’nin Genç Verther’in acıları romanı gibi.

Gerçekçi roman
Romantik romandan ayrı olarak kuru ve kuşkucu bir anlatım ve düşünce yapısı taşır. Balzac ve Stendhal’in romanları bu üsluptadır.
Doğalcı roman
Üslup bakımından gerçekçi romana benzer. Olanın olduğu gibi yazılmasını öngörür. Emile Zola ve Maupassant romanları doğalcı eserlerdir.


Estetik roman
Belli biçim ve anlatım kaygıları ile yazılmış romanlardır. Gustave Flaubert estetik romanın en önemli yazarıdır.

İzlenimci roman
Diğer üsluplardan ayrı olarak eşyanın ve dış olayların kendi nesnel gerçeklikleriyle insanların bunları algılama biçimleri arasındaki farkları ortaya çıkarmaya yönelir. Yani dış gerçeklerden çok, duyu ve duygulara, iç yaşantının betimlenmesine öncelik verir. Ford Madox Ford’un romanları izlenimciliğin en sistemli ürünleridir.

Dışavurumcu roman
20. yüzyılda ortaya çıkmıştır. Dışavurumculuk toplumsal kimliklerin reddedilmesi ve insan yaşamını belirleyen toplum karşıtı ya da uygarlık karşıtı güçlerin öne çıkarılmasıyla belirlenir. Dışavurumculuk, şiddetli, fırtınalı ve tanımsız duyguları vurgulamasıyla, abartma, karikatürleştirme, çarpıtma ve soyutlama tekniklerinden yararlanmasıyla bir tür “yeni romantizm” olarak da değerlendirilir. Dostoyevski, Kafka, Beckett ve Brecth’in romanları bu üslubun örneklerindendir.

Yeni roman
Aslında dışavurumculuğun izlerini taşır. Özellikle 1930 yıllar sonrasında bundan önceki akımlardan hiçbirine benzemeyen, yazma deneyini, hatta romanın olanaksızlığını romanın asıl konusu haline getiren eserlerdir. Yeni roman, yazma eyleminin kendisini sorgulamaya yönelir. Alain Robbe-Grillet, Michel Butor, Claude Simon, Philippe Soller, Julio Cortazar gibi yazarlar bunu denemişlerdir.
Konusu açısından ise “tarihsel roman”, “pikaresk roman”, “duygusal roman”, “gotik roman”, “ruhbilimsel roman”, “töre romanı”, “oluşum romanı” olay sıralanabilir.

Pikaresk roman
İspanyolca alt tabakadan serüvenci ya da serseri anlamına gelen sözcükten alır. Çoğunlukla ahlaksız, rezil bir kahramanın başıboş gezginlik yaşamında yaşadığı olayları gevşek ve rahat bir üslupla anlatır. Bu türün önemli örnekleri arasında Lesage’nin Gil Blas de Santilane’ın Berüvenleri, Defoe’nun Talihli Metres’i, Thomas Mann’ın Dolandırıcı Felix Krull’un İtirafları’nı sayabiliriz.
Gotik roman
Gotik roman, İngiliz ve Amerikan romancılığına özgü bir türdür. 18. yüzyılın akılcılığına karşı çıkan bir türdür. Karanlık, korkutucu, çılgınlıklarla dolu bir ortamda geçen kanlı, şeytani, büyülü olayları konu alır. Horace Walpole’un Otranto Şatosu, Mary Shelley’in Frankenstein adlı romanları bu türün örnekleridir. Gotik romanın günümüzdeki uzantıları bilimkurgu ve fantastik roman olarak gösterilebilir.

Ruhbilimsel roman
Kişilerin ruhsal durumlarını ayrıntılarıyla çözümlemeye çalışan romanlardır. Daha serinkanlı ve denetimli oluşuyla duygusal romandan ayrılır. Abbe Prevost’un Manon Lasko adlı eseriyla Fransız edebiyatında açılan psikolojik roman çığırı diğer ülke romancılarını da etkilemiştir. Paul Bourget’in romanları da bu türe girer.





Roman örneği:
MAİ VE SİYAH (Halit Ziya UŞAKLIGİL)

Romanın Özeti :
Romanın başkahramanı Ahmet Cemil, Mülkiye'de öğrencidir. Baba-sının ölümünden sonra annesinin ve kız kardeşinin geçimini de sağlamakta-dır. Bir ara okulu bırakmayı düşünür; ama, sonra vazgeçer. Edebiyata düşkündür. Hem geçim sıkıntısı hem de ilgisinden dolayı kitap çevirileri yapar. Zengin aile çocuklarına paralı dersler verir. Mirat-ı Şuun gazetesine roman çeviricisi olarak işe girer. Bu arada Mülkiye'yi de bitirir. Boğaz'ın mavi sularına bakarak, çeşitli hayaller kurar:
Bu hayaller, şunlardır:
1. Büyük bir edebiyatçı olmak ister.
2. Yakın arkadaşı Hüseyin Nazmi'nin kız kardeşi Lamia'ya ilk gördüğünde âşık olur. Lamia ile evlenmek ister. Bu duygularından Lamia'nın haberi yoktur. (Kendi kendine gelin güvey olur.)
3. Kız kardeşi İkbâl'in mutlu bir evlilik yapmasını diler.
4. Zengin olmak, annesini ve ailesini rahat ortamda yaşatmak ister.

Ahmet Cemil, kurduğu bu hayallerini bir türlü gerçekleştiremez. Hayatın gerçekleri karşısında yenik düşer. Çalıştığı gazetenin sahibi ölünce yerine oğlu Vehbi Efendi geçer. Ahmet Cemil, kız kardeşini Vehbi Efendi ile evlendirir. Fakat, Vehbi Efendi, ahlâksız bir insandır. İkbâl'i döver. Hatta, İkbal, hamile iken karnına teper ve bebeğin düşmesine neden olur. Ayrıca, başka kadınlarla düşüp kalkar. Ahmet Cemil, dayanamaz, kız kardeşini kendi evine getirir. Ona özenle bakmasına rağmen, İkbâl bir süre sonra ölür. Bu durum, Ahmet Cemil'in ilk hayalinin yıkılışıdır.
Vehbi Efendi ile arasının açılması sonunda çalıştığı gazeteden kovulur. Yakın arkadaşı Hüseyin Nazmi, dış işlerinde iyi bir görev alarak Avrupa' ya gideceğini söyler. Ayrıca, kız kardeşi Lamia' nın da bir subayla nişanlandığının haberini verir. Bu haber, Ahmet Cemil'i oldukça yaralar. Çünkü, ikinci hayali de yok olmuştur. Bütün bu olaylar, Ahmet Cemil'i o kadar sarsar ki, uzun zamandır üzerinde durduğu eserini ocağa atıp yakar. Büyük edebiyatçı olma hayali de böylece kaybolur.
Nihayet, annesini alarak uzak bir yerde kaymakamlık yapmak üzere İstanbul'u terk eder. İstanbul'dan uzaklaşırken bir zamanlar mavi renkte gördüğü boğaz, ona siyah görünür. Çünkü, hiç bir hayalini gerçekleştirememiştir.

(Okuyacağınız parçada, Ahmet Cemil'in, babasının ölümünden sonra duyduğu boşluk, geçim sıkıntısı ve hayallerinden bazıları yansımaktadır.)


MAİ VE SİYAH
...
Ahmet Cemil, babasının ölümünden sonra bütün duygu kabiliyetleri mahvolmuşçasına donmuş bir ruh gibi oldu. Artık yatılı devam edemediği okula gidip geliyordu. Okuyamıyordu, hatta, sevgili şiirlerini, ruhunun o en samimî yardımcılarını bile dostluğa yaraşır bulmadı. Hüseyin Nazmi'den de eskisi kadar hoşlanmıyordu.
Yalnız bir şeyden haz ederdi: Sükût! Evde de bu sükût hazzına hürmet olunurdu. Babasının ölümünden beri aralarında hiç bir önemli mesele meydana gelmemişti. Fakat bir gün geldi ki, bu sükûtu bir hayatî vazifeyi hatırlatmak için annesi bozmak mecburiyetinde kaldı.
Bir akşam ona:
-- Oğlum, seninle biraz ciddî konuşmam gerekiyor, dedi.
O vakit bu ana ağzından çıkan her kelimeden sonra ağlamak arzusuna mağlubiyetinden korkarak; bazen bir köşede büzülmüş, siyah tasalı gözlerini annesine dikmiş bakan İkbâl'e; bazen göğsü kabara kabara duran Ahmet Cemil'e bakarak, baktıkça tıkanarak, bazen de hiç birisine bakmaya kuvvet bulamayarak, perişan, dağınık, birbirini tutmaz, yarım yarım cümlelerle babalarından bir şey kalmadığını, kalan ufak tefeğin bitmek üzere olduğunu söyleyebildi. Sonra gene sustular, bir aralık o sükûtun içinde kısa fakat kısalığında derin bir anlam gizlenen şu soru ortaya atıldı:
-- Diplomanı ne vakit alacaksın?
Ahmet Cemil, artık gözlerini kapadı, sanki dün sütüyle beslediği çocuktan bügün ekmek isteyen bu ananın perişan hâlini görmek istemiyordu. İkbâl'in de üzerinden bir bulut geçerek siyah gözleri, indi. Bu akşam ancak bu kadar konuşulmuştu, fakat ilk defa ciddî bir mesele üzerinde söyle-nen şu birkaç söz Ahmet Cemil'i tamamen kendisine getirmişti.
Bir yasın üzüntüsü altında ezilip kalan kalplere kuvvet vermek için hayat vazifelerinin hâkim sedası kadar etkili şey olamaz.
O geceyi Ahmet Cemil, kâbuslar içinde geçirdi. Ertesi gün Hüseyin Nazmi'yi bulmaya karar verdi. Erenköy'e gitmek, her gizli şeyini bilen dosta bol bol derdini dökmek istedi.
İnsan, kederli ve sevinçli zamanlarında kalbinin tahammülünden fazlasını diğer hassas bir kalple bölüşmek ister. Bu öyle bir ihtiyaçtır ki, hiç bir maddî fayda beklemeksizin Ahmet Cemil'i Hüseyin Nazmi'ye sevk ediyordu.
Sabahleyin erken kalktı. Beynini anlaşılmaz meselelerin halli çaresi Hüseyin Nazmi'nin elinde imiş gibi gidip onu bulmakta istical (acele) gösteriyordu. Sanki oturursa, geç kalacakmış gibi vapurda, bir yerde duramadı. Zihninde bütün hatıralar, fikirler donmuş, yalnız bir nokta yaşıyordu. ANNESİYLE KARDEŞİNİ YAŞATMAK... Fakat nasıl?.. Daha okuldan çıkmak için bir sene var. Üç yüz bu kadar gün eder ki, her birini geçirebilmek için ekmek gerek... Bu ekmek sözü kalbinden soğuk bir iz bırakarak geçerdi. O ihtiyar anne... O henüz çocukluktan tamamıyla çıkmamış genç kız... Onlar daha neler isterler? Ah! Onlara neler vermek isterdi, ama imkânları yoktu ki, istenenleri alıp götürsün, o iki sevgilinin önlerine döksün. "Bakınız, bunlar sizin için, evet, bunları sizin için, size ben aldım!" desin.
Ah! O da zengin olsaydı. Hüseyin Nazmi ne kadar mutluydu! Servet ve onur sahibi bir babanın oğlu, bugün düşünmeğe mecbur olmadığı gibi yarın da geçim kaygısı henüz saadet parıltılarıyla parlayan alnını elem çizgileriyle bozmayacak. Fakat, ne zararı var! Ahmet Cemil çalışmaktan kaçan yüreksizlerden miydi ki, henüz hayat kavgasına ilk adımı atmadan bezginliğe mağlup olup kalsın. Hayat ile uğraşmak, bu geçim mücadelesinde o da yumruğunu sıkarak payına düşeni almağa çalışmak gerekiyorsa, ne için çalışmasın? Bu sorulara zihnen cevap verdikçe sanki dövüşmeye hazırlanıyormuşçasına ayaklarının üstünde biraz daha metin duruyordu.
Haydarpaşa'dan katara atlamak, Erenköy'de inmek; istasyondan epeyce uzak olan Hüseyin Nazmi'nin gök rengi boyalı, bahçesi demir parmaklıklı zarif köşküne kadar yürümek için geçen zaman müddetince düşüncelerini hep bu konulara ayırmıştı. Fakat, köşkün parmaklıklı kapısının yanındaki
zili çekeceği sırada eli istemeyerek titredi. Ara sıra buraya geldikçe cesaretle içeriye girmek âdetiyken bugün yardım dağıtılan bir kapının karşısında zavallı bir dilenci gibi cesareti kırıldı. Birden, arkadaşına yüreğinin acılarını döktükten sonra onun manalı bir bakışla: "Ne demek istiyorsun? Para mı lâzım?.." demek isteyeceğinden şüphelendi.
Şu dakikada duyduğu cesaretsizlik bir türlü elindeki zilin ipini çekmeğe kuvvet bırakmamıştı. Geri dönmek, buradan, bu güzel köşkün, gözlerinin önünde servetin bir örneği gibi yükselen bu binanın kapısından kaçmak, tâ o Süleymaniye'deki evceğizin kucağına atılmak, babasının henüz hayalini gör-düğü o köşeciğe kadar giderek:
"Baba! Sen bizi bırakmamalıydın!..." demek istedi. Sonra bütün bu düşünceler silsilesini kuvvetli bir hamle ile alt üst etti. Buraya para istemek için mi gelmişti?. Onun istediği, kendisini dinleyecek bir adamdan başka bir şey miydi?..
Halit Ziya UŞAKLIGİL, (Mai ve Siyah'tan - 1980)

AÇIKLAMA

Şüphesiz, her insan hayal kurar. Bu doğaldır. Yalnız, kurulan hayaller, gerçeklere her zaman teslim olmamalıdır. Roman kahramanı Ahmet Cemil, kurmuş olduğu hayallerini teker teker kaybeden bir insandır. Ahmet Cemil, hayatın yükü altında ezilmiş, kurtuluş yolları arayan, çoğu zaman yalnız bir insandır. Babasının ölümünden sonra, ailenin geçim sıkıntısını omuzlaması, onu büsbütün yıkar. Kurtuluş çareleri arar. En yakın dostu Hüseyin Nazmi'ye gider. Yegâne amacı, içinde bulunduğu olumsuz ortamı kendisine anlatmaktır. Ama, bunu bile lâyıkıyla yapmaktan çekinir, korkar.
Bu durumuyla Ahmet Cemil, sağlam, mantıklı ve güçlü bir kişilik yansıtmaz. Kurmuş olduğu hayallerin birer birer yıkılması da bu kişiliğinin bir sonucudur. Romanın adında geçen "Mai" ve "Siyah" kelimeleri de semboldür.




Türkiye'nin En Kaliteli Türkçe Dersi Kaynak Sitesi
www.mesuthayat.com



Teşekkür Edenler:
Alıntı Yap
.

MesutHayat Kazandıran Kitaplar


Benzer Konular...
Konu: Yazar Cevaplar: Gösterim: Son Mesaj
  Rapor ve Özellikleri Mesut Hayat 0 893 04/08/2012, 16:43
Son Mesaj: Mesut Hayat
  Hikaye ve Özellikleri Mesut Hayat 0 1,131 04/08/2012, 15:48
Son Mesaj: Mesut Hayat
  Panel ve Özellikleri leyla34 0 743 04/08/2012, 14:47
Son Mesaj: leyla34
  Konferans ve özellikleri leyla34 0 735 04/08/2012, 14:43
Son Mesaj: leyla34
  Tiyatronun Özellikleri Mesut Hayat 0 728 01/08/2012, 13:56
Son Mesaj: Mesut Hayat
  Fıkra ve Özellikleri Mesut Hayat 0 900 31/07/2012, 17:07
Son Mesaj: Mesut Hayat
  Deneme ve Özellikleri Mesut Hayat 0 805 31/07/2012, 17:05
Son Mesaj: Mesut Hayat
  Tiyatro ve Özellikleri Mesut Hayat 0 721 31/07/2012, 16:59
Son Mesaj: Mesut Hayat
  Fabl ve Özellikleri Mesut Hayat 0 708 31/07/2012, 16:56
Son Mesaj: Mesut Hayat
  Fabl ve Özellikleri Mesut Hayat 0 670 31/07/2012, 16:56
Son Mesaj: Mesut Hayat

Foruma Git:


Bu konuyu görüntüleyen kullanıcı(lar): 1 Ziyaretçi

Türkiye
Powered by MyBB © 2002-2016 MyBB Group
Forum Destek Yetkilisi: Samed BAYRAM


Tasarım