Ana Serbest Okuma Metni Sayfa 246-247

Ana Serbest Okuma Metni Sayfa 246-247

 

ANA (Serbest Okuma Metni)

(Okuyacağınız metin Balkan Türk Edebiyatı örneklerindendir.)

Gene açtı ağzını gelin. Aklına geleni okuyordu. Yan tarafta oturan saçlarına beyaz yürümüş
kadıncağız da bir şeyler demek istiyor ama öteki aman vermiyordu. Yorgunluğuna
yorgunluk, acısına acı katıyordu. Oysa yaya gelmişti köyden. Bir tebessüme, tatlı bir söze
muhtaçtı. Dargındılar ya birbirlerine, kaç aydır görüşmemişlerdi. Kadıncağız dayanamamış
çekip gelmişti işte…
Gelinin çenesi durmak bilmeyen bir makine gibi çalışıyor, yorulmaksızın hücum ediyor,
söylüyor da söylüyor…
Mehmet birden ayağa fırladı. Kafasında şimşekler çakıyordu. İki adım ilerledi, sonra
durdu. Kadın anası, diğeri ise karısıydı. Bağırmak, haykırmak geliyordu Mehmet’in içinden
ama beceremiyordu. Ne yapacağını bilemiyor, bir karara varamıyordu. Odanın ortasında bir
heykel gibi dimdik duruyordu. Bir müddet bakıştılar. Ortalığa acı bir sessizlik çöktü. Âdeta
koşarcasına o tatlı ve çıngırak sesiyle Vildan girdi odaya.
“Baba, öğretmen bize vazife olarak serbest bir yazı verdi, mevzu “Ana”, nereden başlayacağım,
neler yazacağım bir türlü bilemiyorum. Çok rica ederim, bana yardım et.” dedi.
Baba, kızının altın renkli uzun saçlarını okşayarak kafasını sallayarak:
“Nasıl olur da bilemezsin bunları, diye başladı. Seni dokuz ay karnında taşıdı, bir parça
etten büyütüp yetiştiren o ananın büyüklüğünü nasıl olur da bilemezsin? Gece uykusundan
olmuş, beşiğini sallamış, başı ucunda yanık yanık ninniler söylemiş. Adım atmasını, ekmek
ve su istemesini öğretmiş sana. Namus demiş, barış demiş ana. Geceleri gündüzlere katarak
yağmur, çamur dememiş, çalışmış. Evlatlarını rezil zebil olmasın diye yememiş yedirmiş, giymemiş
giydirmiş. Kendisi okuyamamış ama evlatlarım okusunlar demiş, okutmuş. Bu yüce
anayı nasıl bilmezsin sen? Onun öyle büyük bir kalbi vardır ki dünyaya yeter. Yalnız sevgi ve
iyiliklerle doludur. Ama biz evlatlar çok defa bu sevgiden kaçıyoruz, kızım. İtiyoruz onu. O
anayı yalnız başına bırakıp uzaklara kaçıyoruz, arkamıza bakmadan, arkamıza dönmeden. O
bizim için gözyaşları döküyor ama darılmıyor bize. Yolumuzu gözlüyor her gece, belki gelir
de pencereyi tıklar diyerek. Biz de bir gün onu hatırlasak, gelip bir çift ayakkabı veya bir kat
elbise alsak dünyalar onun olur, sevinçten ağlar o ana, kızım. Biz onu unuturuz, o bizi unutmaz.
Apartman isteriz, araba isteriz. Sonra da darılırız, aylarca, bazen yıllarca da konuşmayız.
(…)

Anadır o, bilir. Hiçbir şey istemez bizden, bir tatlı söz, azıcık şefkat arar. Biz bunun farkına
bile varamayız, incitiriz onu. Aklımıza geleni, ağzımıza düşen her sözü söyleriz. Bazı acı sözler de
söyleriz. Ama o yine evladına darılmaz, affeder onu. Tanıyamazsın, bilemezsin sen o anayı. Zaten
nereden bileceksin? Biz de bilemiyoruz ya. Belki de öğreniriz kızım. Bir gün o ananın mezar taşına
yazacağımız yazıyı okumazdan önce öğreniriz belki.”
Mehmet, konuşuyor da konuşuyor. Sanki yıllarca hiç konuşmamış, ağzında kilit bulunuyormuş
ve kilit şimdi defedilmiş de konuştukça konuşacağı geliyordu. Bir an sustu. Etrafına baktı,
başını kaldırmaya cesaret edemeyen karısı boynunu bükmüş yere bakıyor, yan tarafta oturan ana
ise nasırlı avuçlarıyla ıslak şakaklarını siliyordu. Kızı Vildan ise sanki her şeyi unutmuştu. Sadece
ananın yüceliğini düşünüyor, güzel ve parlak gözleriyle uzaklara, çok uzaklara bakıyordu.
Nihat ALTINOK
(Kısaltılmıştır.)

 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Scott AjansScott Ajans tarafından ❤️ ile tasarlanmıştır