Yılkı Atı Metni Cevapları Sayfa 216-217-218-219-220-221-222-223-224-225
Yılkı Atı Metni Cevapları Sayfa 216-217-218-219-220-221-222-223-224-225
Hazırlık Çalışmaları
- En çok hangi hayvanları seviyorsunuz? Bu hayvanları niçin sevdiğinizi anlatınız.
Benim en sevdiğim hayvanlar köpekler ve kediler. Köpekleri çok sadık ve sevecen buluyorum. Sahiplerine karşı büyük bir bağlılık gösterirler ve her zaman onları mutlu etmeye çalışırlar. Ayrıca oyun oynamayı severler ve çok enerjiktirler. Kedileri ise çok sevimli ve zarif buluyorum. Bağımsız ruhlu olmalarına rağmen sevgi göstermekten de çekinmezler. Hem sakin hem de enerjik olabiliyorlar ve her zaman ilgi çekiciler.
- Kışın sokakta yaşayan sahipsiz hayvanlar için neler yapılabilir? Söyleyiniz.
Kış ayları sokaktaki sahipsiz hayvanlar için oldukça zor geçmektedir. Soğuktan ve açlıktan korunmak için bir sığınağa ihtiyaç duyarlar. Bu nedenle, sokak hayvanları için barınaklar inşa etmek ve bu barınaklarda yiyecek ve su bulundurmak çok önemlidir. Ayrıca, bu hayvanların sağlık durumlarını kontrol etmek ve gerekli bakımı sağlamak için veteriner hekimlerin de desteği alınmalıdır.
Bunlara ek olarak sokak hayvanlarına karşı duyarlı olmamız ve onları sevgiyle yaklaşmamız da önemlidir. Onları besleyebilir, barınabilecek bir yer bulabilir veya bir hayvan barınağına teslim edebiliriz. Her küçük yardım, bu hayvanların zorlu kış aylarını daha kolay atlatmalarına yardımcı olacaktır.
YILKI ATI
Okuyacağınız metin Abbas Sayar’ın “Yılkı Atı” adlı romanından alınmıştır.
Bir Orta Anadolu köyünde İbrahim, ahırdaki samanının öküzlere, taya ve kır ata yetmeyeceği düşüncesiyle Dorukısrak’ı “yılkılık1” eder. Emektar hayvanı ahırdan, köyünden sürer. Kısrak, kışın dağda başının çaresine bakacak ve çıplak doğayla savaşacaktır. Sert kışta kaderine terk edilen kısrak, köyün kendisi gibi kovulmuş diğer atlarıyla dağlarda ölüm kalım savaşına girer. Kış geçer, yaz gelir. İbrahim, Dorukısrak’ın ölmemiş olduğunu, kırlarda başıboş dolaştığını öğrenir, onu tekrar yakalayıp işe koşmak istese de Dorukısrak köyde kalmış tayını da alır, uzaklara kaçar. Yaşlı ana ile yavrusunu bulamazlar bir daha.
(…)
Kar ovaya doğru homurdana homurdana iniyordu. Yılkılıklar dağınık düzenden toplu düzene geçtiler. Kulakları bir süre dimdik kaldı. Yukarı kalkık başları, birbirine sürtündü. Yeleleri rüzgâr rüzgâr uçuştu. Kar inmişti ovaya… Yel, ıslık çalmaya başlamıştı.
Aygır kişnedi. Ön sağ ayağını sertleşmiş toprağa hırslı hırslı vurdu. Sonra tepelere doğru hızlı adımlarla yürüdü. Atlar peşine takıldı. Bir tepenin kuytusuna geldiler. Yel yine de kuytuya dalıyor, tepeden sürüklediği karları atların üzerinde tozutuyordu.
Her yöne çileli bir akşam indi. Fırtınanın azgınlığı arttıkça arttı. Yer gök bir olmuştu.
Gökyüzü zulüm kusuyordu. Çok geçmeden yel ıslığını ulumaya çevirdi.
At çoğunluğunda şaşkınlık arttı. Aygır kişnedikçe yelelerini oynatıyorlar, kulaklarını dikiyorlardı.
En sonunda kurtların ulumaları da duyuldu. Gecenin şüpheleri artıyordu. Bu gece tekin bir gece değildi. Aygır da atlar da bunu sezinlemişlerdi. Yerlerinde duramıyorlardı.
Kurt ulumaları arttı. Sesler yaklaşıyordu. Bu, bir meydan savaşının ilk belirtileri idi. Aygır, bir savağı sezinliyordu.
Kurtlarsa henüz atlardan habersiz idi.
Tepelerden aşağılara iniyorlardı. Macera arıyorlardı. Önlerine at çıkmış, it çıkmış bu önemli değildi. Kudurgan bir hâlleri vardı.
Kar, fırtına vız geliyordu hepsine… Beş sekizi bir arada idiler.
Aygır süreli, güçlü bir kişneme bıraktı. Sonra tepenin düzlüğüne doğru yürüdü. Vadinin elverişsiz arazisinde savaşa tutuşmak istemiyordu. İniş yokuş hareket kabiliyetlerini kısar, dengeyi kurtların lehine çevirirdi.
Atlar Aygır’ın peşine düştü. Düzlük kızılca kıyametti. Tipiye bütünüyle açıktı. Kar zerrecikleri alabora oluyor, bir inip bir kalkıyor, göz açtırmaz ediyordu.
Üst tepelerdeki kurtlar, alt tepe düzlüğüne çıkan atları kar beyazlığının alaca aydınlığında gördüler. Burunlarını kaldırdılar. Havayı kokladılar. Sonra çeşitli tonda bir uluma tutturdular, dillerini yaladılar.
Kurt ulumalarına, güçlü yılkılıklar karşılık verdi. Aygır, hemen zayıfların dört bir yönünü dolandı.
Onları topladı. İki cengâveri ile biraz ileride saf düzeninde durdu.
Üst tepelerde bir süre hareketsiz duran kurtlar, görünmez bir güçten komut almışlar gibi birdenbire fırladılar. Uçar gibiydiler. Bir üçgenin iki köşesinden bir noktaya ulaşmak ister hâlleri vardı. Hiç sesleri çıkmıyordu. Yalnız hızları artıyordu. Yine hedeflerini seçmişe benziyorlardı. Ortadakiler saf düzeninde duran üç atı seçti. Diğerleri ise geride halkalaşan atlara yöneldi.
Aygır ve iki at da hedeflerini seçmiş gibi üzerlerine gelen kurtlara doğru hızla atıldılar.
Kıyasıya, kıran kırana bir cenk başlamıştı. Saldırgan, hırslı güçler, kendini korumak kaygısının verdiği tedbir, saldırgana karşı duyulan öfke, nefret. Bütün bunlar uluma, kişneme, koşma, çifte atma gibi hareketlerle beliriyordu.
Artık fırtına unutulmuştu.
Aygır ve cengâverlerine saldıran kurtlar, hedeflerinin demir lokma olduğunu anladılar. Amansız bir boğuşma oldu. Kurtların kudurganlıkları para etmedi. Boğuşa boğuşa geri çekiliyordu. Ama yiğitleri gerideki çoğu güçsüz yılkılıkları faydadan yoksun bırakıyordu. Yüz metre ötesi ana baba günüydü. Fırtınanın ulumasını hiçte bırakan at kişnemeleri, kurtların ürüme uluma arası hırslı sesleri tepeyi titretiyordu. Sanki iki Orta Çağ ordusu birbirine girmişti.
(…)
Hırs, kurtların iliklerine işlemişti. Sanki hepsi kudurmuştu. Ölümü hiçe sayan, ne olursa olsun der bir hâlleri vardı.
Atlar çığlıklı kişnemeler bırakıyor, kurtların hırslı solukları ses ses dağılıyor, kar hızla alabora oluyor, durmadan tozuyor, yere iniyor, yeniden havalanıyordu.
Vuruşma başlayalı birkaç dakika olmuştu. Kurtlar, halkayı dağıtmaya çalışıyordu. Sonunda bu işi başardılar. Azgın kurtlardan biri çifte gücü tükenmiş bir yılkılığın budunu ısırmayı becerince at halkayı bozdu. Dön geri ederek vadiye doğru kaçmaya başladı. Bu hâl atların yenilgisinin başlangıcı oldu. Halkadaki atların her biri bir yöne dağıldılar. Halkadaki güçlü iki at beş kurttan ikisini oyaladıysa da boşta kalan üç kurt, üç zayıf yılkılığın peşine düştü.
Aygır uçarcasına gerideki atların yardımına koştu. Ama geç kalmıştı. Kurtlar halkayı dağıtmıştı.
Korkunç kişnemeler fırlatıyordu. Kar tozları arasında hızla koşarak kurtları, atları arıyordu.
Üç zayıf yılkılığın peşine düşen kurttan biri Çılkır’ın peşinde idi. Onu iyice terletmişe benziyordu.
Çılkır birdenbire dik inişe vurmadı. Tepeyi yandan ve hızla iniyordu. Can kaygusu dipdiri etmişti. Bu kadar hızlı, güçlü koştuğu hayatı boyu görülmüşlerden değildi. Ama peşindeki azgın, kendinden geçmiş bir acı hırs, bir acı güçtü.
Çılkır’ın arka ayaklarının fırlattığı kar tozları kurdu bir süre birkaç adım aralı gitmeye zorladı. Savrulan tozlar kurdun gözlerine geliyor, yanaşmayı güçleştiriyordu. On yirmi adımlık kar tutmaz bir yer dengeyi birdenbire bozdu. Kurdun gözleri rahatlayınca hızını arttırdı. Çevik ve kurnaz bir saldırışla Çılkır’ın kuyruğunu yakaladı. At, ileri gücünü arttırdı. Kurt, geriye doğru direndi. Sonra birdenbire kuyruğu bıraktı. Kuyruğu bırakılan Çılkır, iniş aşağı kapaklanıverdi. Müthiş bir yıkılıştı bu.
Ayaklarını alelacele yana çekip doğrulmak isterken kurt kinli dişleriyle yapıştı.
Her şey altüst olmuştu artık.
Çığlıklı müthiş bir kişneme ile her yön doldu. Debeleniyordu. Ayakları havaya kalkıyor, yana dönüyordu.
Kurt dişlerini atın derisine iyice geçirmişti. Kudurgan bir ses çıkarttı ve bütün gücüyle deriyi karın boşluğuna doğru çekti. Deri yırtılmış, karın boşluğuna doğru bir söğüt kabuğu gibi kavlamıştı.
Kaşla göz arası bu kez de dişlerini Çılkır’ın nefes borusuna geçirdi. Soluğu ses ses çıkıyordu.
Atın debelenmesi sona erinceye, ayakları yana düşünceye dek boğazını sıktı. Kesik bir hırıltı duyuldu ve Çılkır’ın başı toprağa düştü.
Savaş bitmişti. Atın boğazından el çeken kurt kanlı dudaklarını yaladı. Dikleşti, boynunu uzattı, başını boşluğa kaldırdı. Uzun uzun uludu…
Tozuşan kar zerreciklerinden Çılkır’a dokunanlar, deri yüzeyinin son sıcaklığında eridi.
Gecenin büyük savaşı Çılkır’ın ölümüyle sona erdi. Diğer kurtlar, yılkılıkların ve aygırın gücü ve çabası karşısında fazla diretemediler. Her biri bir yandan dön geri ederek sıvışırcasına geldikleri yöne doğru uzaklaştılar.
Aygır hırslı kişnemelerle dörtnala tepenin düzlüğünü dolaştı. Yılkılıkları bir bir peşine taktı. Hepsini topladı. Sayar gibi baktı. Eksiklik seziyordu. Dorukısrak’ın yitişinde de böyle bir duygu onu köşe bucak bir hayli uğraştırmıştı. Tek başına bir daha dört bir yönü dolaştı. Çağrıcı kişnemeler attı. Hiçbir karşılık alamadı. Yeniden atların yanına geldi. Acı acı kişnedi. Vadiye doğru yürüdü. Atlar peşine takıldı.
Yine sırtlarından çileli bir gece geçti. Bir aşağı bir yukarı dolaşıp durdular.
Fırtına azgınlığını arttırdıkça arttırdı. Sabaha dek yel uludu, kar oradan oraya tozup durdu. Yel tutan yerlerde saatlerce oynaşan kar tozları ancak vadinin kuytularında rahata erişiyor, dereleri yığın yığın dolduruyordu.
İlk şafakta, ilk aydınlıkta Aygır, yılkılıkları ovaya çekti. Topluluk, karın kısmen az olduğu yamaçtan aşağı kayıyordu. Aygır önde idi. Birden duruverdi. Yanına yaklaşan atlar da duruverdi. Biraz ötelerindeki leşi gördüler. Çılkır’ın leşiydi bu… Rahatça korkusuzca uyuyor gibiydi. Ayaz, bacaklarını, boynunu germişti. Karda benek benek kan izleri görünüyordu. Aygır acı, ağlamaklı bir kişneme bıraktı. Ön sağ ayağı ile hırsla eşindi. Sonra durgunlaştı, başı önüne düştü. Ağlıyordu. Diğer atlar şaşkınlıkları geçince pörsüyüverdiler. Hepsi birden saygı duruşuna geçmişlerdi sanki…
Şımarık yel ve acı soğuk Demirkır’a “Yürü.” dedi. Matemli topluluk aygırın peşinde düzlüğe indi.
Irmağa geldiler, sularını içtiler. Yeniden ovaya döndüler. Birbirlerine bir boyun aralıkla dolaşıp durdular.
Abbas SAYAR
(Kısaltılmıştır.)
Abbas Sayar: Yaşamı ve Edebi Kişiliği
Yaşam Öyküsü:
- Doğumu: 21 Mart 1923, Yozgat
- Eğitimi: Yozgat Lisesi (1941), İstanbul Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü (yarım bırakılmıştır)
- Meslekleri: Öğretmenlik, gazetecilik, matbaacılık, çiftçilik
- Evlilikleri: 1945 yılında evlendi ve iki çocuğu oldu. 1989 yılında ikinci kez evlendi.
- Ölümü: 12 Ağustos 1999, İzmir
Edebi Kişilik:
- Türleri: Şiir, roman, öykü, deneme
- Etkilendiği Yazarlar: Yaşar Kemal, Orhan Pamuk, Reşat Nuri Güntekin
- Ödülleri: 1978 Yunus Nadi Roman Ödülü (“Serçeler Çırağı”)
- Başlıca Eserleri:
- Şiir: Gönül Sandalı, Sere Serpe, Neco’ya Mektuplar, Gibi, Şey, Esinti, Boşluğa Takılan Ses, Şiirler
- Roman: Serçeler Çırağı, Elif Ana, Yaban Gülü, Kuşçu Cemal, Gökçesu, Çiftçinin Oğlu, Kara Çalı
- Öykü: Köylü Hikâyeleri, Yurdumun İnsanları
- Deneme: Toprağın Sesi, Köy Enstitüleri
Edebi Özellikleri:
- Konuları: Abbas Sayar eserlerinde ağırlıklı olarak Anadolu insanının yaşam mücadelesini, doğa ile olan ilişkisini ve toplumsal sorunları ele almıştır.
- Dili: Kolay anlaşılır ve yalın bir dil kullanmıştır.
- Uslubu: Gerçekçi ve gözlemcidir.
- Karakterleri: Eserlerindeki karakterler genellikle toplumun en alt tabakasından insanlardır. Bu karakterler, zorlu yaşam koşullarına rağmen umutlarını ve hayallerini kaybetmemişlerdir.
Abbas Sayar’ın Edebi Yeri:
Abbas Sayar, Türk edebiyatının en önemli romancılarından biridir. Eserlerinde Anadolu insanının gerçekçi bir tablosunu sunmuş ve bu insanlara ses vermeyi başarmıştır. Romanları ile birçok ödül kazanmış ve Türk edebiyatına önemli katkılarda bulunmuştur.

- ETKİNLİK
“Yılkı Atı” metninden hareketle aşağıdaki soruları yanıtlayınız.
- Metinde kış mevsimiyle ilgili hangi ayrıntılara yer verilmiştir?
Karlı ve fırtınalı çok çetin bir mevsim.
- Yılkıya bırakılan atların doğada karşılaştığı zorluklar neler olabilir?
Soğuk hava, yiyecek bulamama, barınacak yer bulamama ve vahşi hayvanlar tarafından avlanma.
- Doğada mücadele hangi hayvanlar arasında oluyor? Yazar mücadeleyi neye benzetiyor?
Kurtlar ile atlar arasında oluyor. Yazar mücadeleyi iki Orta Çağ ordusunun savaşına benzetiyor.
- Kurtların yaptığı saldırı nasıl sonuçlanmıştır? Açıklayınız.
Kurtların zaferiyle sonuçlanmıştır. Bir kurt yorgun düşen bir atı ısırmayı başarmış, bu da atlardan oluşan halkayı bozmuştur. Halka bozulunca kurtlar daha kolay saldırmışlar, sonunda bir atı yakalayabilmişlerdir. Diğer atlar da kaçmak zorunda kalmıştır.
- Saldırıda hangi tarafın galip gelmesini isterdiniz? Niçin?
Atların galip gelmesini isterdim. Çünkü atlar vahşi doğaya alışık olmayan evcil hayvanlardır. Ancak bu durumun pek de mümkün olmayacağının farkındayım.
- ETKİNLİK
Okuduğunuz hikâyeye göre aşağıdaki boşlukları doldurunuz.
Olay: Kurtların yılkı atlarına saldırması
Yer: Ova
Zaman: Kış mevsimi, geçmiş zaman
Kahramanlar: İbrahim, Dorukısrak, Aygır, Çılkır, atlar, kurtlar.
Hikâyede anlatım kaçıncı kişi ağzından yapılmıştır? Üçüncü kişi

- ETKİNLİK
“Yılkı Atı” metnini özetleyiniz.
İbrahim, zorluklar nedeniyle Dorukısrak’ı yılkılıklara bırakır. Kışın çetin koşullarında hayatta kalmaya çalışan Dorukısrak, kurtların saldırısına uğrar. Saldırıda Çılkır adındaki bir yılkılık hayatını kaybeder. Diğer yılkılıklar ve Aygır, Çılkır’ın yasını tutarlar.
- ETKİNLİK
“Yılkı Atı” metninden betimleyici anlatıma örnek cümleler yazınız.
- Kar, yeryüzünü bembeyaz bir örtüyle kaplamıştı.
- Donmuş göllerin üzerinde kar taneleri ışıldıyordu.
- Buz sarkıtları, evlerin damlarından sarkıyordu.
- Güçlü ve kaslı bir gövdeye sahipti.
- Koyu kestane renkli tüyleri, güneş ışığında parlıyordu.
- Uzun ve gür bir yelesi vardı.
- Bakışları vahşi ve özgür ruhlu bir at olduğunu gösteriyordu.
- Karlı arazide çevik bir şekilde hareket ediyordu.
- Gözleri aç kurtlar, açlıktan parlayan bakışlarla Dorukısrak’ı izliyordu.
- Sivri dişleri ve keskin pençeleri ile ürkütücü bir görünüme sahiptiler.

- ETKİNLİK
a) Aşağıdaki dilekçeyi okuyunuz.

b)“Hayvanları Koruma Kanunu”nun amacı: Hayvanların rahat yaşamalarını ve hayvanlara iyi ve uygun muamele edilmesini temin etmek, hayvanların acı, ızdırap ve eziyet çekmelerine karşı en iyi şekilde korunmalarını, her türlü mağduriyetlerinin önlenmesini sağlamaktır.
Kendinizi, dilekçedeki sorunu çözecek bir görevli olarak düşününüz. Okuduğunuz dilekçeden ve “Hayvanları Koruma Kanunu”nun amacından yola çıkarak hayvanlara nasıl davranmamız gerektiği ve hayvan hakları ihlallerine ne gibi çözümler üretebileceğinize dair bir konuşma yapınız.
Sayın katılımcılar,
Bugün burada sizlerle hayvan hakları ve hayvanlara nasıl davranmamız gerektiği konusunu konuşmak için bir araya geldik. Gördüğünüz gibi, Bucak Mahallesi 609. Sokak No.:25’ten sayın Cenk Ozan ERTUĞRUL, mahallelerinde sahipsiz hayvanların barınma ihtiyaçlarının karşılanmasını talep eden bir dilekçe sunmuş. Bu dilekçe, hayvan hakları konusunun önemini ve bu konuda hepimize düşen sorumluluğu bir kez daha gözler önüne seriyor.
Hayvanlar, tıpkı biz insanlar gibi bu dünyada yaşayan canlılardır. Onların da duyguları, acıları ve ihtiyaçları vardır. “Hayvanları Koruma Kanunu”nun da amacı, bu gerçeğin ışığında hayvanların rahat yaşamalarını ve iyi muamele görmelerini sağlamaktır. Bu kanuna göre, tüm hayvanlar acı, ızdırap ve eziyetten korunmalıdır. Her türlü mağduriyetlerinin önlenmesi de kanunun temel amaçları arasındadır.
Peki, hayvanlara nasıl davranmalıyız? Hayvan hakları ihlallerine ne gibi çözümler üretebiliriz? Bu soruların cevabı oldukça basittir. Her şeyden önce, hayvanları sevmeli ve saygı duymalıyız. Onları birer eşya veya eğlence aracı olarak değil, canlı varlıklar olarak görmeliyiz. Onların temel ihtiyaçlarını karşılamalı, onları aç, susuz ve soğukta bırakmamalıyız. Hastalandıklarında veterinere götürmeli ve gerekli bakımı almalarını sağlamalıyız.
Hayvanlara karşı şiddet uygulamak ise asla kabul edilemez. Onları dövmek, tekmelemek, aç bırakmak veya terk etmek gibi eylemler hem hayvanlara büyük acı verir hem de toplumda vahşet ve duyarsızlık duygusunun yayılmasına yol açar. Bu tür eylemleri yapanlar, “Hayvanları Koruma Kanunu” kapsamında cezalandırılmalıdır.
Hayvan hakları ihlallerine çözüm üretmek için de bazı adımlar atmamız gerekiyor. Öncelikle, bu konudaki farkındalığı artırmalıyız. Hayvan sevgisi ve saygısı küçük yaşlardan itibaren aşılanmalıdır. Okullarda hayvan hakları eğitimi verilmeli, bu konuda çeşitli seminerler ve bilgilendirme çalışmaları yapılmalıdır.
Ayrıca, hayvan barınaklarının sayısının artırılması ve bu barınakların daha iyi koşullarda hizmet vermesi sağlanmalıdır. Sokak hayvanları için beslenme ve barınma imkanları oluşturulmalı, bu hayvanların kısırlaştırılması ve aşılanması gibi konularda çalışmalar yapılmalıdır.
Son olarak hayvan hakları ihlallerini gören veya duyan kişilerin bu durumu yetkililere bildirmesi ve sessiz kalmaması büyük önem taşımaktadır. Herkesin bu konuda duyarlı olması ve sorumluluk alması halinde, hayvan hakları ihlallerinin önlenmesi ve hayvanların daha iyi bir yaşam sürmesi mümkün olacaktır.
Unutmayalım ki hayvanlar da bu dünyanın bir parçasıdır ve onlarla barış içinde yaşamak hepimizin sorumluluğudur. Hayvanlara sevgi ve saygıyla yaklaşarak, onların haklarını gözeterek daha adil ve merhametli bir toplum inşa edebiliriz.
Teşekkür ederim.
