Yusufçuk Metni Cevapları Sayfa 172-173-174-175-176-177

Yusufçuk Metni Cevapları Sayfa 172-173-174-175-176-177

  1. SINIF MEB YAYINLARI 6. TEMA 1. METİN
  • Millî kültürümüzü yansıtan unsurlardan bildiklerinizi arkadaşlarınızla paylaşınız.

Milli kültürümüz çok zengin ve çeşitli. Atalarımızdan miras kalan bu kültürü korumak ve yaşatmak hepimizin görevi.

  • Halk Oyunları: Her yöremizin kendine özgü oyunları, kıyafetleri ve müzikleri var. Halay, zeybek, horon, hora gibi oyunlar hem eğlenceli hem de milli kültürümüzü yaşatmanın en güzel yollarından biri.
  • Gelenek ve Göreneklerimiz: Bayramlarda yaptığımız kutlamalar, özel günlerde yediğimiz yemekler, misafir ağırlama şeklimiz gibi gelenek ve göreneklerimiz de milli kültürümüzün önemli parçaları.
  • El Sanatları: Anadolu’nun her köşesinde farklı el sanatları gelenekleri var. Çini sanatı, ebru sanatı, halı dokumacılığı, kilim dokumacılığı gibi el sanatları milli kültürümüzün zenginliğini gösteriyor.
  • Milli Edebiyatımız: Dede Korkut Hikâyeleri, Yunus Emre şiirleri, Nasreddin Hoca fıkraları gibi eserler milli kültürümüzün önemli hazinelerinden. Bu eserler sayesinde atalarımızın inançlarını, değerlerini ve yaşam tarzlarını öğreniyoruz.
  • Müzik: Türk sanat müziği, Türk halk müziği, Türk tasavvuf müziği gibi farklı müzik türleri milli kültürümüzün zenginliğini gösteriyor. Bu müzikler duygularımızı ifade etmemize ve birbirimizle bağlantı kurmamıza yardımcı oluyor.

Bunlar sadece milli kültürümüzü yansıtan unsurlardan birkaçı. Hepimiz bu unsurları öğrenerek ve yaşatarak milli kültürümüzün korunmasına katkıda bulunabiliriz.

 

  • Bildiğiniz ya da büyüklerinizden duyduğunuz bir efsane varsa anlatınız.

 

Büyükbabamdan duyduğum bir efsane var: Aslan Asker Efsanesi. Bu efsaneye göre, Kurtuluş Savaşı sırasında bir askerimiz cephede savaşırken bir aslanla karşılaşmış. Aslan askerimize saldırmış ama askerimiz cesaretle aslana karşı koymuş ve onu yenmiş. Aslanın boynunda bir kolye varmış ve bu kolyede bir harita bulunuyormuş. Haritada bir mağaranın yeri gösteriliyormuş ve bu mağarada düşman askerlerinin planları saklıymış. Askerimiz mağarayı bulmuş ve planları ele geçirmiş. Bu sayede Türk ordusu büyük bir zafer kazanmış. Askerimiz kahraman ilan edilmiş ve ona “Aslan Asker” lakabı verilmiş.

Bu efsane bana cesaretin ve vatanseverliğin önemini öğretiyor. Aslan Asker gibi kahramanlarımız sayesinde ülkemiz özgürlüğüne kavuşmuş. Onları asla unutmamalıyız.

      

 

 

YUSUFÇUK

 

Derler ki Anadolu’nun bir yerinde, diyelim Toroslar’da dağ köylerinden birinde bir adam varmış. Bir karısı, biri kız biri oğlan, iki küçük çocuğu olan bir adam.

Yaşlıca, kendi hâlinde bir adam… Bir avuçluk toprağını eker biçer, yiyeceğini sağlar; tek gözlü toprak damının bahçesinde sebze yetiştirir, çoluğu çocuğu yer, konu komşuya bile yetermiş. Beş on davarı varmış; karısı sağar, yoğurdunu yerler, ayranını içerlermiş.

Eli hünerli, gönlü gani bir adammış.

El hüneri, gönül tokluğu kaç para, dünyada ölüm olduktan sonra?

Her kapıya uğrayan ölüm, bu adamın da kapısına uğramış. Almış karısını adamcağızın elinden, iki çocukla ortalıkta kalakalmış adam.

Kız, yedi yaşında ya var ya yok; oğlanı, Yusuf’u dersen ancak beşindeymiş. Emine’ymiş kızın adı, bulaşık yıkamayı becerirmiş ama yemek yapmayı nerden bilsin? Bilse yapacak, babasını kardeşini aç koymayacakmış. Konu komşu yardıma gelmiş ilk günler. Kimi yemek yapmış, kimi çamaşır yıkamış.

“Taşıma suyla değirmen dönmez.” demişler.

“Elden gelen öğün olmaz.” demişler. Gün gelmiş, komşular gelemez olmuşlar. Ara sıra yemek gönderenler olurmuş (…)

(…)

Adam (…) karar vermiş evlenmeye. Karar vermiş ya “Çocuklarımı incitmeyecek (…) biri olmalı bulacağım kadın.” Diyesi olmuş.

Ama böylesini bulmak, okuryazar bulmak kadar zormuş köyde. Bunu da bilirmiş adam.

Adamın evlenme isteği duyulunca köyde, başlamışlar yaşlılar salık vermelere (…)

Neyse adam da çok uzatmamış işi, günün birinde bu salık verilenlerden birine dünür göndermiş. İş oluruna bağlanmış, almış gelmiş kadını eve.

Almış gelmiş ya daha ilk günden burcu bulanmış adamın. Kadın kuşluk ne, gün öğlen olmuş hâlâ yatarmış. Adam “Hele ilk gündür, olsun bakalım.” demiş kendi kendine. “Yarın böyle yapmaz.” demiş. Demiş ama yarın olmuş, kadın gene kendi bildiğini okumakta. “Hele hele öbür gün ola.” demiş içinden adam. Öbür gün olmuş. Kadın ilk günkünden de beter, yatar da yatarmış. Yatıp kalmakla kalsa iyi, çocuklara da dirlik vermemeye başlamış: “Kız, su getir bana!”, “Yusuf, şu davarları kov!” diye…

Haftasına varmamış, adama da başlamış buyruklara: “Değirmene gidilecek, durma!”, “Davara yeni bir ağıl yap!”, “Bahçenin bilmem neresine kavak dik!”, “Domatesleri sula!”

B öyle böyle adamı almış avuçlarına, çocuklara da gizli saklı etmediğini komaz olmuş. (…)

Çocukların yüreklerine bir korku salmış ki ne korku!

Günlerden bir gün de onları oğlak otlatmaya göndermiş dağa, ormana. Gönderirken de “Sakın ha sakın, bir tekini bile yitireyim demeyin!

Onları bir tamam geri isterim sizden!” demiş.

Çocuklar, oğlakları önlerine katıp düşmüşler ormana.

Çok hoşlarına gitmiş orman. Yelin ağaçlardaki sesi ninni gibi gelirmiş onlara, kuşların sesi türkü gibi. Hele buz gibi pınarlara rastladıkça sevinçlerinden deliye dönerlermiş, birbirlerini ıslatarak oynarlarmış oluk başında.

Böyle böyle ormanın ta içlerine değin dalmışlar iyice. Oğlaklar gider, çocuklar gidermiş.

Gün ikindi olmuş, derken akşam.

“Hele dönelim eve.” demişler ama bir de bakmışlar ki oğlaklardan biri, göğce oğlak yok. “Acep1 nerde kaldı, hangi kovuğa girdi?” diye aramışlar taramışlar ya yok göğce oğlak.

Almış çocukları bir korku.

Karanlık bastırmakta bir yandan, göğce oğlak yitik öte yandan. Eve gitseler üvey anaları ne dedi? “Sakın ha sakın, oğlakların bir tekini bile yitirmeyin!” dedi. “Onları bir tamam sizden geri isterim!” dedi.

Ormana çökmekte olan karanlıksa küçük yüreklerini güm güm öttürmekte.

Bu iki korku ile ne yapacaklarını bilemez olan çocuklar başlamışlar ağlamaya.

Ağlamışlar. Bir yandan da göğce oğlağı ararlarmış. Derken karanlık iyice bastırmış, gece kuşlarının sesleri doldurmuş ormanı kendi ağıtlarıyla birlikte. Ve o zaman çocuklar ta yürekten, “Allah’ım” demişler “Bizi ya bir taş eyle ya bir kuş!”

Nasıl olmuşsa olmuş, ikisi de birer kuş olmuş o saat.

Bir kuş vardır, geceleri hüzünlü bir sesle öter; uzaktan, derinden bir sesle, “Gusguuuk, gusguuuk…” diye.

Özellikle orman köylerinde çok olur. Bağlık bahçelik yerlerde olur. Gündüzleri hiç ses etmez, ötmez. Dağ köylerinde olur ya görenler azdır bu kuşu, insanlardan kaçar hep. Çok, çok güzel bir kuştur.

Adına “Gusguuk” derler köylüler.

Ki asıl adı “Yusufçuk”tur.

“Niçin Yusufçuk demişler bu kuşa?” dediniz mi size bu efsaneyi anlatırlar, ardından da derler ki: Emine ile Yusuf kuş olduktan sonra da aramışlar göğce oğlağı. Ama bulamamışlar.

Hâlâ aramaktalarmış. “Gusguuk… Gusguuuk…” diye öterler ya.

Bu, Emine’nin “Yusuuuf… Yusuuuf…” diye kardeşini çağırmasıdır.

Ve devam ederler anlatmaya:

Her ötüşte Emine kardeşine sorarmış: “Yusuuuf… Yusuuuf… Göğce oğlağı buldun mu?” diye.

Kardeşi “Yoook…” dermiş.

İşte, bir bulsalar göğce oğlağı yeniden insan kılığına gireceklermiş.

“İnsan kılığına girip de neyleyecekler?” demeyin sevgili okurlarım. Görürseniz

göğce oğlağı Yusufçuk’a haber verin, e mi?

Ali PÜSKÜLLÜOĞLU

Efsaneler/Yusufçuk

(Kısaltılmıştır.)

Ali Püsküllüoğlu Hayatı ve Edebi Kişiliği

Hayatı:

  • Doğumu: 1 Ocak 1935’te o dönemde Adana iline bağlı olan Kadirli’de doğdu.
  • Eğitimi: İlk ve orta okulu Kadirli’de okudu. Mersin Lisesi’nde sürdürdüğü öğrenimini, sağlığı nedeniyle yarıda bırakarak Kadirli’de, Adana’da ve İstanbul’da çeşitli işlerde çalıştı.
  • Meslekleri: Çiftçilik, gazete satıcılığı, sinema biletçiliği, avukat yazmanlığı, redaktörlük, gazetecilik ve yayımcılık yaptı. İstanbul’da Çevre Yayınevi’ni kurdu (1959). Kadirli’de de yayınevi kurarak kitaplar bastı.
  • Diğer Faaliyetleri: Ulus gazetesinin haftalık sanat-edebiyat sayfasını yönetti (Nisan 1970-Nisan 1971, 51 sayı); Halkçı gazetesinin sanat-edebiyat sayfasını yönetti (1973); şiir dergisi Yusufçuk’u çıkardı (Ocak 1979-Aralık 1980, 24 sayı). Türk Dili dergisinin yazı kurullarında yer aldı. Çağdaş Türk Dili dergisinin kurulmasına önayak oldu ve dergiyi genel yayın yönetmeni olarak bir süre yönetti. Hürriyet topluluğunun yayımladığı Hürgün gazetesinde serbest yazar olarak çalıştı (1985).
  • Vefatı: 17 Kasım 2013’te İstanbul’da vefat etti.

Edebi Kişiliği:

  • Şiirleri:
    • Yalınsız ve yalın bir Türkçe ile yazılmış, iç uyaklı ve tartımlı dizelerden oluşan sağlam bir yapıya sahiptir.
    • Toplumsal tarihi de kapsayan, zamana dayanıklı ve söyleşi edası taşıyan şiirler kaleme almıştır.
    • İlk şiirlerinde halk şiirine yakın bir üslup kullanırken, daha sonra İkinci Yeni akımının imge anlayışına yönelmiş ve sonrasında da toplumcu bir şiire yönelmiştir.
    • Şiirlerinde Anadolu duyarlılığı her zaman ön planda yer almıştır.
    • Şiirleri İngilizce, Arapça, Fransızca, Rusça, Bulgarca, Azerice, Kazakça, Türkmence ve Gagauzca’ya çevrilmiştir.
  • Ödülleri:
    • 1970 yılında Türkiye İş Bankası Büyük Şiir Ödülü’nü “Anadolu’nun Sesi” adlı şiir kitabıyla kazandı.
    • 1999 yılında da Yunus Emre Şiir Ödülü’ne layık görüldü.
  • Eserleri:
    • Şiir Kitapları: Anadolu’nun Sesi (1969), Güneşli Bir Gün (1971), Yarınlara Umut (1973), Ülkem (1975), Umutsuzluk Yasak (1977), Yaşamak Güzel Şey (1979), Toprağın Sesi (1981), Sevgi Çiçeği (1983), Barış Türküsü (1985), Vatan Türküsü (1987), Dostluk Türküsü (1989), Sevgiyle Yaşamak (1991), Atatürk Şiirleri (1994), Onurlu Yaşamak (1996), Bağımsızlık Türküsü (1998), Bir Umut Işığı (2000), Sevgi Şiirleri (2002), Hasret Türküsü (2004), Onurlu Yaşamak (2006), Sevgiyle Yaşamak (2008), Atatürk Şiirleri (2010), Hasret Türküsü (2012).
    • Diğer Eserleri: Masallar, Romanlar, Oyunlar, Denemeler.

Özetle: Ali Püsküllüoğlu, yalın ve akıcı diliyle vatan sevgisini, Anadolu insanının duygularını ve doğanın güzelliğini anlatan bir şairdir. Şiirleri ile Türk şiirine önemli katkılarda bulunmuştur.

cf9ombk

2.Etkinlik

a) Aşağıdaki soruları okuduğunuz metinden hareketle cevaplayınız.

  1. Metinde anlatılan adamın özellikleri nelerdir?

Bir karısı, biri kız biri oğlan, iki küçük çocuğu olan, yaşlıca, kendi hâlinde, eli hünerli, gönlü gani bir adam.

  1. Metinde anlatılan çocukların özellikleri nelerdir?
  • Emine, kız, yedi yaşındadır ve bulaşık yıkamayı becerir.
  • Oğlan, Yusuf, beş yaşındadır.
  • Çocuklar, üvey anneleri geldikten sonra korkmaya başlarlar.
  • Ormana gittiklerinde ormanın güzelliğinden etkilenirler.

 

  1. Ormanın hangi özellikleri çocukların hoşuna gitmiştir?

Yelin esmesi, kuşların ötmesi, soğuk pınarlar hoşlarına gitmiş.

  1. Oğlakları otlatmaya giden çocukların başına neler geldiğini anlatınız.

Eve dönmeye niyetlenirken bir oğlağın kaybolduğunu anlamışlar. Korkuyla, ağlaya ağlaya oğlağı aramaya başlamışlar. Gece kuşlarının sesinden korkup Allah’a dua etmişler. İkisi birden kuş olmuş.

  1. Çocukların göğce oğlağı bulabilmeleri için onlara nasıl bir çözüm yolu önerirdiniz?

Çocuklar, göğce oğlağı hakkında ormandaki diğer hayvanlara sorabilirler.

 

  1. Okuduğunuz efsanede anlatılan olayın gerçek olup olamayacağını nedenleriyle birlikte anlatınız.

Gerçek olamaz. Çünkü insanların hayvanlara dönüşmesi mümkün değildir.

  1. Yusufçuk kuşuyla ilgili veya buna benzer bildiğiniz başka bir efsane var mı? Varsa anlatınız.
  • Kırlangıç Efsanesi: Bir anne ve kızı, düşmanlarından kaçarken birer kırlangıca dönüşürler. Anne kırlangıç, yavrusunu korumak için hayatını feda eder.
  • Leylek Efsanesi: Bir leylek, yaralı bir adama bakar ve ona şifa verir. Adam, leyleğe minnettarlığını göstermek için ona bir yuva yapar.
  • Kartal Efsanesi: Bir kartal, yavrusunu korumak için avcılarla savaşır ve ölür. Yavrusu, annesinin cesaretini ve fedakarlığını asla unutmaz.

 

b) Okuduğunuz metinle ilgili iki soru yazarak arkadaşlarınızla paylaşınız.

  1. Soru: Yusufçuk kuşunun ötüşü neden hüzünlüdür?
  2. Soru: Efsanede anlatılan üvey anne karakteri neyi temsil ediyor olabilir?

 

  1. Etkinlik

 

Not aldığınız anahtar kelimelerden hareketle okuduğunuz metni kronolojik sıra ve mantık akışı içinde özetleyiniz.

  1. Bir Toroslar dağ köyünde yaşayan yaşlıca bir adam, karısını kaybeder.
  2. Başka bir kadınla evlenir.
  3. Çocuklar, üvey annelerinin gelişiyle korku ve zorluk yaşamaya başlar.
  4. Üvey anne, çocukları oğlak otlatmaya ormana gönderir ve onlara göğce oğlağı da emanet eder.
  5. Yusuf ve Emine ormanda kaybolur ve göğce oğlağı da ortadan yok olur.
  6. Çocuklar korku ve çaresizlik içinde Allah’a dua ederler ve birer kuşa dönüşürler.
  7. Yusufçuk kuşu, geceleri hüzünlü bir sesle öterek göğce oğlağı arar.
  8. Efsane, Yusufçuk kuşunun ötüşünün Emine’nin göğce oğlağı için feryadı olduğunu ve onu bulduklarında yeniden insan kılığına dönüşeceklerini anlatır.

 

  1. Etkinlik

 

“Yusufçuk” metnindeki gerçek ve kurgusal unsurları belirleyerek yazınız.

Gerçek Unsurlar: Ailesiyle yaşayan adam, adamın eşinin ölmesi, adamın yeni bir eş alması, üvey annenin adama ve çocuklara kötü davranması.

Kurgusal Unsurlar: Çocukların kuşa dönüşmesi.

 

  1. Etkinlik

 

Kendinizi “Yusufçuk” metnindeki kişilerden birinin yerine koyarak anlatılan olayla ilgili duygu ve düşüncelerinizi arkadaşlarınıza anlatınız.


Emine’nin Bakış Açısıyla:

Kardeşimle birlikte ormana gitmek ne kadar heyecan vericiydi! Güneş ışınlarının yapraklar arasından süzüldüğü, kuşların cıvıldadığı o cennet gibi yerde özgürce oynayacağımızı düşünüyordum. Fakat göğce oğlağı kaybolduğunda kalbime korku ve panik çöktü. Karanlık bastırırken ve gölgeler uzama başladığında, kardeşimle birlikte yapayalnız ve çaresiz kaldık. Allah’a dua etmemiz bile bizi kuşlara dönüştürmeye yetti. Artık Emine değil, hüzünlü bir melodiyle göğce oğlağı arayan bir Yusufçuktum. Her ötüşümde kardeşimin sesini duyuyorum, her kanat çırpışımda onu aramaya devam ediyorum. Bir gün onu bulacağıma ve yeniden insan olacağımıza inanıyorum.

Yusuf’un Bakış Açısıyla:

Emine ile ormana gitmek, her zaman olduğu gibi bir macera gibiydi. Göğce oğlağı da yanımızdaydı, onu korumak benim görevimdi. Fakat bir an dikkatim dağıldı ve oğlak kayboldu. Ormanın karanlığı üzerimize çökmeye başladı. Emine’nin ağlamasına dayanamadım ve Allah’a dua ettik. Bir anda birer kuşa dönüştüğümüzü fark ettim. Artık Emine’yi korumak için kanatlarım vardı. Her ötüşümde onu aramaya devam ediyorum. Belki bir gün onu bulur ve yeniden insan oluruz. Belki de göğce oğlağı kaybolmak bizim kaderimizdi. Emine’nin hüzünlü sesini her duyduğumda kalbim sızlıyor. Onu korumak için elimden geleni yapıyorum, bir Yusufçuk olarak bile olsa.

nu8qtif

 

  1. Etkinlik

 

“Türkçem” şiirini okuyunuz. Okuduğunuz şiirin sizde uyandırdığı duygu ve düşüncelerle ilgili bir deneme yazınız. Yazınıza uygun bir başlık belirleyiniz.

TÜRKÇEM

Bir ben varım,

Benimle birlikte Türkçem,

Türkçemle birlikte bir ben varım.

Ne başında ne sonunda gelir uygar dillerin.

Azeri’den tut, Balkanlara çık

O Türkçe benim, ben o Türkçenin.

 

Bir ulusum var.

Ulusumla birlikte Türkçem

Türkçemle birlikte bir ulusum var.

Ne başında ne sonunda gelir uygar ulusların.

Orta Asya’dan tut, Orta Anadolu’ya çık

O ulus benim, ben o ulusun.

 

Bir ben varım,

Benimle birlikte Türkçem,

Türkçemle birlikte bir ulusum var.

Ne başında ne sonunda gelir uygar dil ve ulusların.

Türkçem başlar Azeri’den Balkanlara.

Ulusum, Orta Asya’dan Anadolu’ya çıkar.

Nusret Dişo ÜLKÜ

 

Dil ve Kimlik: Türkçem’in Uyarandırdığı Düşünceler

“Türkçem” şiiri, dil ve kimlik arasındaki derin bağı şiirsel bir dille dile getirirken, okuyucuda da güçlü duygular uyandırır. Bu şiirde, Türkçenin sadece bir dil olmanın ötesinde, bir kimlik ve aidiyet duygusu taşıdığını net bir şekilde görmekteyiz.

Şair, “Bir ben varım, benimle birlikte Türkçem, Türkçemle birlikte bir ben varım” diyerek dil ve kimlik arasındaki bu bağı vurgular. Türkçe sadece kelimelerden oluşan bir sistem değil, aynı zamanda bir bireyin benlik algısını, özünü ve geçmişini de barındırır. Dil, bir insanı kimliklendiren en önemli unsurlardan biridir ve Türkçemiz de bize kim olduğumuzu hatırlatır.

Şiirde, “Azeri’den tut, Balkanlara çık” ve “Orta Asya’dan tut, Orta Anadolu’ya çık” ifadeleriyle Türkçenin geniş coğrafi alan üzerinde konuşulan bir dil olduğuna ve bu geniş coğrafyadaki farklı halkları birleştirdiğine dikkat çekilir. Türkçe, ortak bir dil olarak farklı etnik kökenlerden gelen insanları bir araya getirir ve ortak bir kimlik duygusu oluşturur.

“Ne başında ne sonunda gelir uygar dil ve ulusların” mısraları ise Türkçenin ve Türk milletinin özgünlüğünü ve diğer uygarlıklardan bağımsızlığını vurgular. Türkçe, diğer dillerden etkilenip değişime uğramış olsa da, kendi özünü ve özgünlüğünü korumayı başarmıştır. Bu da Türk milletinin güçlü bir tarihi ve kültürel mirasa sahip olduğunu gösterir.

Türkçem şiiri, dil ve kimlik arasındaki bağı şiirsel bir dille dile getirerek okuyucuda vatan sevgisi, aidiyet duygusu ve milli gurur uyandırır. Bu şiir, Türkçenin sadece bir dil değil, aynı zamanda bir kimlik ve miras olduğunu hatırlatır ve her Türk’ün diline ve kültürüne sahip çıkması gerektiği mesajını verir.

Bu şiiri okurken Türkçeye olan hayranlığım ve minnettarlığım arttı. Türkçe, sadece kelimelerden oluşan bir sistem değil, aynı zamanda bir kültür ve bir miras. Türkçe konuşabildiğim için kendimi şanslı hissediyorum ve bu dili korumak ve gelecek nesillere aktarmak için elimden geleni yapacağım.

Şiirde vurgulanan dil ve kimlik arasındaki bağ da beni derinden etkiledi. Türkçe sadece bir iletişim aracı değil, aynı zamanda kimliğimin ve aidiyet duygusunun da bir parçası. Bu dil, beni diğer insanlardan ayıran ve bana özgün bir kimlik veren unsur.

Türkçem şiiri, dil ve kimlik üzerine düşünmem için bana ilham verdi. Bu şiirden yola çıkarak, dilin sadece kelimelerden oluşmadığını, aynı zamanda bir kültür, bir miras ve bir kimlik olduğunu da anladım. Herkesin diline ve kültürüne sahip çıkması gerektiğini ve farklı dillerin ve kültürlerin korunması gerektiğini düşünüyorum.

 

 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Powered by Scott Ajans Logo Scott Ajans