Canberra (Kanberra) Serbest Okuma Metni Cevapları Sayfa 246-247-248

Canberra (Kanberra) Serbest Okuma Metni Cevapları Sayfa 246-247-248

 

CANBERRA (KANBERRA)

Avustralya’nın başkenti Canberra’ya gidiyoruz. Canberra, altmış yıl önce kurulmuş yepyeni bir
kent. Kent planı yarışma sonucunda saptanmış. Kent planı yapılırken bitki örtüsü de hesaba katılmış.
Hatta binalar, yollar yapılmadan ağaçlar dikilmeye başlanmış. Rehberin dediğine göre buraya 1912
ile 1930 yılları arasında altı bin ağaç dikilmiş. Bu yüzden Canberra, büyük bir park içine kurulmuş
örnek bir kent görünümünde.
Canberra’nın yolları, binaları öylesine düzenli ve uyumlu ki! Trafik burada da sağdan işliyor. Rehberimiz,
Canberra’da hava kirliliği bulunmadığını övünerek söylüyor. Bu güzel kentte, trafik kazası da
çok seyrek görülüyor. Bu kazaları da kente gelen yabancılar yapıyor.
Kenti otobüsle geziyoruz. Görülecek pek fazla ilginç müze, anıt yok. Parlamento binası çok görkemli,
ilginç bir mimarisi var.
Canberra’da yaşayan insanların çoğunluğu, devlet dairelerinde görevli. Canberra’daki ilginç yapılardan
biri de Anzak Anıtı. Bu anıt bina, daha sonra ayrıntısıyla gezilecek. Canberra adı, yerlilerin
dilinden alınma. “Kabilelerin birleştiği, buluştuğu nokta” anlamına geliyor…
Canberra’da büyük bir parka gidiyoruz. Parktaki gölün orta yerinden gökyüzüne direkt su fışkırtıyor.
Daha, bu nedir, demeye kalmadan rehberimiz, otobüsten inmemizi istiyor. Parkın çimenlerine
yayılıyoruz keyifle. Rehber anlatmaya başlıyor. Göğe fışkıran suyun hacmi altı tonmuş. Bu su, yüz
yetmiş metre yüksekliğe fışkırıyor. Bu dev fıskiye, Kaptan Cook (Kuk)’un Avustralya kıtasına çıkışının
iki yüzüncü yılı anısına yapılmış.
Bu parkı gezdikten sonra tipik bir Avustralya çiftliğine gidiyoruz. Yolumuz ulusal parkın içinden
geçiyor. Burada, kangurular yaşıyor. Parklarla kent öylesine iç içe ki bazen parktaki kangurular kente iniyor, sokaklarda gezmeye çıkıyorlarmış. Çok geçmeden yol üstünde de kangurular beliriyor. Fotoğraf çekmek için otobüsten iniyoruz. Ama hepsi de kaçıyor. Sonunda çiftliğe ulaştık. Buranın sahipleri, orta yaşlı iki erkek kardeş. İkisi de çok cana yakın. Bizleri kırk yıllık dost gibi karşıladılar. Çiftliği gezdik. Sonra merinos türü
koyunlardan birinin tüylerinin kırkılışını izledik. Tek bir koyunun postundan, iki kişilik yorgan büyüklüğünde yün elde edildi. Merinos koyun türü, Avustralya’ya cumhuriyetimizin kurulduğu yıllarda, Türkiye’den gönderilmiş.
(…)
Burada beni kangurular çok etkiledi. Avustralya’ya geleli beri doğru dürüst bir kanguru görmemiştik. Meğer çiftliğin bir bölümünde kanguru da besleniyormuş. Ev sahipleri, elimize yağ sürülmüş ekmek dilimleri ve şekerli çay dolu taslar verdi. Doğruca kanguruların yanına gittik. Onları beslerken duyduğum coşkuyu hiç unutamıyorum. Ekmek diliminden kopardığım parçaları kangurunun ağzına sokmaya çabalıyorum. Ama o, ön ayaklarını
uzatıp ekmeği elimden alıyor. Sonra bölerek kibarca ağzına sokuyor. Bir güzel çiğnedikten sonra
yutuyor. Kanguruların ön ayaklarıyla boksör gibi yumruk attıklarını duyduğumda, önce uzak durmaya
çalıştım. Ama sonradan onlara alıştım…
Çiftlikten dönerken Anzak Anıtı önünde durduk. Rehberimiz burayı gezmek için bir saat süre verdi.
Sonra anıt binanın içine girdik. Anzak, Avustralya askerine verilen ad. Avustralyalılar, uzun süre
İngiliz sömürgesi olarak yaşadılar. Bu süre içinde hep İngiliz ordusuna destek vermek üzere çeşitli
cephelere asker gönderdiler. Çanakkale Savaşı sırasında, Türk ordusuna karşı, İngiliz askeri yanında
Anzaklar da savaştı. Bu savaşı biz kazandık. Ama Anzaklarla dostluğumuz bozulmadı…
Anzak Anıtı’nda Anzakların katıldığı yedi savaştan kalma anılar, fotoğraflar var. Gelibolu bölümünü
gezerken hepimiz çok heyecanlandık. Orada Çanakkale Savaşı’ndan söz eden bir açıklama yazısı
vardı. Anılar vitrininde, Çanakkale’deki Türk sınırından koparılıp getirilmiş, küflü, paslı bir tutam
dikenli tel, kaba bir odun parçasına sarılmış olarak duruyordu…
Anzak anıtından çıktığımızda bizi güzel bir sürpriz bekliyordu. Rehberimiz, caddenin karşı yakasındaki
parkı göstererek: “İşte burası da Atatürk Parkı!” dedi. Hepimiz heyecanlandık. Doğruca oraya
gittik. Parkın orta yerinde, hilal şeklinde bir anıt var. Bu hilalin tam ortasına, Atatürk’ün büstü yerleştirilmiş.
Öyle coşkuya kapıldım ki! Rehberin dediğine göre bu anıt, dünyada düşman komutanı anısına
yapılmış tek anıtmış. Canberra’nın orta yerine böyle bir anıtın konulmasının nedeni, yine Atatürk’ün
insancıl politikasından kaynaklanıyor… Atatürk, İçişleri Bakanı için bir konuşma metni hazırlar, metinde
şunlar yazılıdır: “Bu yurdun toprakları üstünde kanlarını döken kahramanlar! Burada bir dost
ülkede bulunuyorsunuz. Huzur ve sessizlik içinde uyuyunuz. Sizler, Mehmetçiklerle yan yana, koyun
koyunasınız. Uzak diyarlardan evlatlarını savaşa gönderen anneler! Gözyaşlarınızı dindiriniz. Evlatlarınız,
bizim bağrımızdadır. Huzur içinde, rahat rahat uyuyacaklardır. Onlar, bu toprakta canlarını
verdikten sonra artık bizim evlatlarımız olmuşlardır.” Meğer şehitlikte bu konuşma yapılırken birkaç
gazeteci konuşmayı not etmiş. Bu konuşma, kısa sürede dünya gazetelerine yansımış. Aradan bir
hafta geçmeden İçişleri Bakanı’na telgraf yağmaya başlamış. Sonra da Avustralya ve Yeni Zelanda’dan
teşekkür mektupları gelmiş.

(…)
Canberra güzel, yepyeni, tertemiz, tenha, yemyeşil; güvenlik, trafik sorunu olmayan,
hava kirliliğini bilmeyen örnek bir kent… Bu örnek kente doyamadan ayrılma günümüz geldi. Avustralya’da son durağımız Melbourne (Melborn) olacak.
Gülten DAYIOĞLU
(Kısaltılmıştır.)

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Scott AjansScott Ajans tarafından ❤️ ile tasarlanmıştır