Dilimiz Kuşatma Altında Metni Cevapları Sayfa 130-131-132-133-134-135-136-137 

Dilimiz Kuşatma Altında Metni Cevapları Sayfa 130-131-132-133-134-135-136-137

Hazırlık Çalışmaları

  1. Çevrenizde Türkçe olmayan tabelalar var mı? Varsa bunlar hakkındaki düşüncelerinizi söyleyiniz.

Evet, çevremde Türkçe olmayan tabelalar var. Özellikle turistik bölgelerde ve büyük şehirlerde bu durum daha yaygın. Bu tabelaların çoğunluğu İngilizce, bir kısmı ise Arapça, Almanca, Fransızca gibi dillerde.

Bu tabelaların varlığına dair farklı görüşlerim var. Bir yandan, turistler için faydalı olabileceklerini düşünüyorum. Özellikle İngilizce, uluslararası bir dil olduğu için birçok turist tarafından anlaşılabiliyor. Bu da turistlerin şehirde daha rahat gezmelerine ve ihtiyaç duydukları şeyleri daha kolay bulmalarına yardımcı oluyor.

Öte yandan, Türkçe’nin yeterince önemsenmediğini ve yabancı dillere karşı bir hayranlık duygusu oluştuğunu da düşünüyorum. Kendi dilimiz varken, her yerde yabancı dil tabelalarının olması bana göre hoş değil. Bu durum, dilimizin zayıflamasına ve yabancı dillerin egemen olmasına yol açabilir.

 

  1. Türkçesi varken yabancı sözcüklerin kullanılmasını doğru buluyor musunuz? Niçin?

Türkçesi varken yabancı sözcüklerin kullanılmasını doğru bulmuyorum. Dilimiz çok zengin ve birçok kelimeyi karşılayabilecek güce sahip. Yabancı kelime kullanmak yerine, Türkçe kelimelerin kullanılmasının dilimizi koruması ve güçlendirmesi açısından önemli olduğunu düşünüyorum.

 

DİLİMİZ KUŞATMA ALTINDA

Televizyon Kanallarımızın, Reklamcıların Dikkatine!

Bir şeyi sahiplenmek, korumak, geliştirmek, sürdürebilir kılabilmek için yüreğimize, beynimize silinmemecesine yerleştireceğimiz duygu “sevgi”dir. İnsanoğlunun toplumsal yaşamında, ilişkilerinde,

“sevgi”nin var olma gerekliliği bana göre değişmez kuraldır ya da öyle olmalıdır. Kişi mesleğini sevmezse başarılı olamaz, ilerleyemez. Kendini sevmezse gelişemez, mutsuz olur, çevresine yabancılaşır.

Aile bireyleri arasında sevgisizlik çocuğu yalnızlığa iter. Çocuğumuzu sevmezsek onu topluma çeşitli sorunlarıyla tek başına terk etmiş oluruz, bu böylece sürüp gider.

Nereye mi varmak istiyorum? Konuştuğumuz Türk diline, dilimize, ana dilimize… Öyle görüyorum ki biz kendi “dilimizi”, konuştuğumuz, yazdığımız, insanlarla ilişki kurmakta aracı olan Türkçemizi sevmiyoruz.

Neden mi? Seviyor olsaydık, dilimize özen gösteriyor olsaydık çocuğumuza gösterdiğimiz ilgiyi, sevgiyi, özeni, emeği “Türk diline” vermiş, verebilmiş olsaydık bugünkü duruma düşmezdik. Osmanlıcadan, Acemceden alıntı sözcüklerden arındırılmış bir “Türkçe”yi yerleştirmek uğruna Cumhuriyet’ten günümüze yapılan çalışmalar süredursun, “Türk dili” şimdi de yepyeni bir tehditle karşı karşıya: Küreselleşme adına, İngilizcenin kuşatması altında, giderek benliğinden, özünden uzaklaşıyor.

Kimi aydınlarımız, yazarlarımız, çizerlerimiz, basınımız, sanatçılarımız, televizyon kanallarımız, reklamcılarımız, sözün kısası hemen hepimizin katkısıyla (!) dilimiz giderek “yozlaştırılıyor”.

(…)

Öyle bir duruma geldik ki alfabeyi bile değiştirdik. Harfleri İngilizce telaffuzu ile dillendirmeye başladık. Taksim, “Taxim” diye yazılıyor. Bununla kalınsa iyi. Başka hiçbir dilde görülmeyen bir buluşla (!) yabancı dilllere özenilerek müthiş bir yaratıcılık örnekleniyor. (Dönerchi… Eskiji gibi) Türkçe sözcükler İngilizce eklerle zenginleştiriliyor (!); Börek Center (sentır), Boncuk Center…

Ayaküstü lokantaya yakıştırılan “Şip Şak” gibi güzel bir ad, ne hikmetse İngilizce olarak Ship

Shak (uydurma bir İngilizce) yazılabiliyor. Kulelerin adı tower (tavır), alışveriş merkezlerinin shopping

center (şoping sentır), ayakkabı mağazaları shoe center (şu sentır) oluyor.

Bununla da yetinilmiyor, açılan hemen her alışveriş mağazasına, lokantaya, iş yerlerine İngilizce adlar veriliyor. Elinizde bir broşür; “why-b”, (vay be yerine) sunulan ürünün sloganı da şöyle: Move

your life! (Muv yor layf) Bu paket servisi yapan lokantanın sunduğu yemekler de sanmayın ki İngiliz ya da yabancı mutfağının ürünleri, hepsi Türk mutfağından… neymiş, “why-b” okunduğu zaman, hem İngilizce hem Türkçede anlamı olan bir sözcükmüş!

(…)

Bizans döneminde Konstantinople’den değişe değişe günümüze İstanbul diye gelen güzelim kentimizin adı, New İstanbul ya da The İstanbul oluvermiş…

(…)

Televizyonlarımızın İşlevi

En güzel, doğru Türkçenin, yaygın bir iletişim aracı olan televizyon kanallarından halkımıza sunulması gerekirken dilimizin tam anlamıyla linç edildiğine tanık oluyoruz. Hemen her yerli dizide, sanatçıları yöresel dilde konuşturmak yaygın hâle gelmiş durumda. Diziler bu konuda âdeta yarışıyorlar.

Anadolu halkının kendi şivesiyle konuşması doğal ama gerekli ve doğru olan halkımızın iletişim araçlarıyla doğru ve güzel Türkçeye özendirilmesi değil midir?

Bu modaya ne yazık ki reklam şirketlerimizle, reklam ajansları da uyuyor. Yöresel reklam dilinin yanı sıra, şimdilerde İngilizce, İtalyanca hatta Portekizce reklamlar boy gösteriyor TV kanallarında.

Reklamı yapan kız Portekizce konuşurken Türkçesi altyazıdan veriliyor. Neymiş, kahvenin vatanı

Brezilya imiş, orada Portekizce konuşulurmuş.

(…)

Sözün özü: Dilimizden utanmayalım. Bir ulusu ulus yapan temel ögenin dil olduğunu, ulusu parçalamaya götüren yolun da önce “kültür ve dil”in yozlaşmasından başladığını unutmayalım!

Deniz BANOĞLU

(Kısaltılmıştır.)

 

Deniz Banoğlu Hayatı ve Edebi Kişiliği

Hayatı:

  • 1941 yılında İstanbul’da doğdu.
  • 1963 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü’nden mezun oldu.
  • Aynı yıl Milliyet gazetesinde gazeteciliğe başladı.
  • Çeşitli gazete ve dergilerde çalıştı.
  • 1975 yılında Almanya’daki Türk çocuklarının eğitimi üzerine yaptığı çalışmayla Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin araştırma dalında birincilik ödülünü aldı.
  • Akbank’ta Kültür Sanat Danışmanı olarak çalıştı.
  • Bu dönemde Akkadın dergisini çıkardı.
  • Sonrasında Kongre dergisinin yayın yönetmenliğini yaptı.
  • Bir dönem Cumhuriyet gazetesinde serbest gazeteci olarak çalıştı.
  • Halen çeşitli yayınevlerine çeviriler yapmaktadır.

Edebi Kişiliği:

  • Roman, öykü, deneme ve gezi yazıları gibi çeşitli türlerde eserler verdi.
  • Eserlerinde daha çok kadın ve toplum sorunlarını ele aldı.
  • Dilinin sade ve akıcı olmasıyla tanınır.
  • Başlıca eserleri arasında “Kendi Gök Kubbemiz”, “Kadınlar ve Erkekler”, “Bir Şey”, “Almanyalı Gelin” ve “Avrupa’da Türk Olmak” yer alır.

Ödülleri:

  • 1975 Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Araştırma Dalı Birincilik Ödülü
  • 1984 Yunus Nadi Roman Ödülü
  • 1995 Sedat Simavi Edebiyat Ödülü

Deniz Banoğlu, Türk edebiyatının önemli yazarlarından biridir. Eserleriyle birçok okurun beğenisini kazanmış ve edebiyat dünyasına önemli katkılar yapmıştır.

asg5k7v

 

  1. ETKİNLİK

“Dilimiz Kuşatma Altında” metni ile ilgili sorular oluşturup yanıtlarını yazınız. Hazırladığınız soruları arkadaşlarınıza yöneltiniz.

SORU: Yazar, Türkçenin yozlaşmasına neden olan faktörleri neler olarak sıralıyor?

CEVAP: Yazar, Türkçenin yozlaşmasına neden olan faktörleri şu şekilde sıralıyor:

  • Aydınların, yazarların ve sanatçıların Türkçeye yeterince özen göstermemesi
  • Televizyon kanallarında ve reklamlarda yabancı dil kullanımının artması
  • Yöresel ağızların dizilerde ve reklamlarda yaygın olarak kullanılması
  • Alfabenin İngilizce telaffuzu ile dillendirilmesi
  • Türkçe sözcüklere İngilizce eklerin eklenmesi
  • İşyerlerine ve ürünlere İngilizce adlar verilmesi

SORU: Yazar, Türkçenin korunması için ne gibi öneriler sunuyor?

CEVAP: Yazar, Türkçenin korunması için şu önerileri sunuyor:

  • Türkçeye sevgi ve özen gösterilmesi
  • Yabancı dil ve yöresel ağız kullanımının kontrol altına alınması
  • Televizyon kanallarının ve reklamcıların Türkçeye daha fazla önem vermesi
  • Eğitim sisteminde Türkçenin daha iyi öğretilmesi
  • Türkçenin zenginleştirilmesi için çalışmalar yapılması

SORU: Sizce Türkçenin korunması için neler yapılmalı?

CEVAP:

  • Türkçenin doğru kullanımı konusunda kamu spotları ve bilinçlendirme çalışmaları yapılabilir.
  • Türkçe dilbilgisi ve yazım kuralları ile ilgili kitaplar ve kaynaklar daha erişilebilir hale getirilebilir.
  • Türkçe edebiyat eserlerinin okunması teşvik edilebilir.
  • Türkçe’nin diğer dillerle etkileşimi sağlıklı bir şekilde yönetilebilir.

 

  1. ETKİNLİK

“Dilimiz Kuşatma Altında” metninin konusunu ve ana fikrini yazınız.

Konusu: Geçmişten günümüze dilimizin nasıl yozlaştığı, kitle iletişim araçlarının dilimize verdiği zarar

Ana fikri: Türkçenin korunması için hepimizin daha dikkatli ve bilinçli olması gerekmektedir.

hq84nwt

  1. ETKİNLİK

Aşağıdaki şiiri okuyunuz. Şiirin size hissettirdiklerini anlatan bir konuşma yapınız.

ARIYORUM

Karamanoğlu Mehmet Bey’i arıyorum

Göreniniz, bileniniz, duyanınız var mı?

Bir ferman yayınlamıştı:

“Bugünden sonra, divanda, dergâhta, bargâhta, mecliste,

meydanda Türkçe’den başka dil konuşulmaya!” diye,

Hatırlayanınız var mı?

Dolanın yurdun dört bir yanını,

Çarşıyı, pazarı, köyü, şehiri,

Fermana uyanınız var mı?

Nutkum tutuldu, şaşırdım, merak ettim,

Dolandığınız yerlerdeki Türkçe olmayan isimlere,

Gördüklerine, duyduklarına üzüleniniz var mı?

(…)

Yol üstü lokantamızın fast food,

Yemek çeşitlerimizin menü,

Hesabını adisyon diye ödeyeniniz var mı?

İki katlı evinizi dubleks, üç katlı komşu evini tripleks,

Köşklerimizi villa, eşiğimizi antre,

Bahçe çiçeklerini flora diye koklayanınız var mı?

Sevimlinin sempatik, sevimsizin antipatik,

Vurguncunun spekülatör, eşkiyanın mafya,

Desteğe, bilemediniz koltuk çıkmaya sponsorluk diyeniniz var mı?

Toprağımızı, bayrağımızı, inancımızı çaldırmayalım derken

Dilimizin çalındığını, talan edildiğini,

Özün el diline özendiğine içiniz yananınız var mı?

Masallarımızı, tekerlemelerimizi, atasözlerimizi unuttuk,

Şarkılarımızı, türkülerimizi, ninnilerimizi kaybettik,

Türkçemiz elden gidiyor, dizini döveniniz var mı?

Karamanoğlu Mehmet Bey’i arıyorum,

Göreniniz, bileniniz, duyanınız var mı?

(…) Yusuf YANÇ

(Kısaltılmıştır.)

 

Yusuf Yanç’ın “Arıyorum” şiiri, Türkçenin karşı karşıya olduğu tehditleri ve bu durumun yarattığı üzüntüyü anlatan etkileyici bir eser.

Şiiri okurken, öncelikle Karamanoğlu Mehmet Bey’in Türkçe’yi korumak için yayınladığı fermanı ve bu fermanın günümüzde ne kadar az uygulandığını görüyoruz. Yazar, Türkçe’nin yabancı kelimeler tarafından nasıl istila edildiğini ve özüne nasıl yabancılaştığını gösteriyor.

Bu durum karşısında şairin üzüntüsü ve öfkesi açıkça hissediliyor. Yazar, “Dilimizin çalındığını, talan edildiğini” ve “Türkçemiz elden gidiyor” diye haykırıyor.

Şiir, sadece dildeki değişimlere değil, bu değişimlerin toplum üzerindeki etkisine de dikkat çekiyor. Masalların, tekerlemelerin, atasözlerinin unutulması ve şarkıların, türkülerin, ninnilerin kaybolması, kültürümüzün de kaybolduğunu gösteriyor.

“Arıyorum” şiiri, Türkçenin korunması için bir uyarı niteliğindedir. Yazar, hepimizi bu konuda bilinçli olmaya ve dilimize sahip çıkmaya çağırıyor.

Şiir bana şu duyguları hissettirdi:

  • Üzüntü: Türkçenin yozlaşmasına ve özünden uzaklaşmasına üzülüyorum.
  • Öfke: Dilimizin yabancı kelimeler tarafından istila edilmesine ve bu duruma yeterince tepki gösterilmemesine öfkeleniyorum.
  • Endişe: Türkçenin geleceği için endişeliyim.
  • Sorumluluk: Dilimizi korumak için üzerime düşeni yapmam gerektiğini hissediyorum.

Bu şiirden sonra şunları yapmaya karar verdim:

  • Türkçe konuşmaya ve yazmaya daha fazla özen göstereceğim.
  • Yabancı kelimelerin yerine Türkçe kelimeler kullanmaya çalışacağım.
  • Çevremdekileri de bu konuda bilinçlendirmeye çalışacağım.

“Arıyorum” şiiri, Türkçenin önemini ve korunması için yapılması gerekenleri anlatan önemli bir eserdir. Bu şiiri herkesin okumasını ve dilimize sahip çıkmak için elinden geleni yapmasını tavsiye ediyorum.

31iv9sd

 

b76grpm

 

  1. ETKİNLİK

“Dilimiz Kuşatma Altında” metninden ve aşağıdaki görsellerden hareketle bilgilendirici bir metin yazınız.

 

pbzrgns

Dilimiz gerçekten bir kuşatma altında mı, yoksa bu durum abartılıyor mu?

Bu konuda farklı görüşler var. Bazıları, Türkçenin yabancı dillerden, özellikle de İngilizceden gelen kelime ve deyimlerle adeta boğulduğunu savunuyor. Bu durumun Türkçenin özgünlüğünü ve zenginliğini tehdit ettiğini, dilimizin zamanla yozlaşmasına yol açacağını öne sürüyorlar.

Diğerleri ise bu görüşe karşı çıkıyor. Dillerin sürekli değişim halinde olduğunu ve bu değişimin doğal olduğunu savunuyorlar. Yabancı dillerden kelime almanın dilimizi zayıflatmayacağını, aksine zenginleştireceğini söylüyorlar.

Peki, hangisi doğru?

Gerçek şu ki Türkçenin diğer dillerden etkilenmesi yeni bir olgu değil. Yüzyıllardır dilimiz farklı dillerle etkileşim içinde olmuş ve bu etkileşim Türkçenin zenginleşmesine katkıda bulunmuştur.

Ancak, son yıllarda bu etkileşimin arttığı da bir gerçek. Özellikle teknolojinin ve internetin gelişmesiyle birlikte İngilizceden Türkçeye giren kelime ve deyimlerin sayısı da artmış durumda.

Bu durum bazı endişelere yol açsa da, unutulmaması gereken bir şey var: Diller canlı varlıklardır ve sürekli değişim halindedir. Bir dilin yok olması için o dilin konuşulmaması gerekir.

Türkçe, milyonlarca insan tarafından konuşulan ve yaşayan bir dildir. Bu nedenle, Türkçenin yok olma tehlikesi altında olduğunu düşünmek için bir neden yok.

Ancak, bu durum dilimizi korumak için herhangi bir şey yapmamız gerekmediği anlamına da gelmiyor. Türkçenin özgünlüğünü ve zenginliğini korumak için hepimize görev düşüyor.

Peki, biz neler yapabiliriz?

  • Türkçenin doğru ve güzel kullanımı için özen gösterebiliriz.
  • Yabancı kelime ve deyimler yerine Türkçe karşılıklarını kullanmaya çalışabiliriz.
  • Okuyabilir, yazabilir ve konuşabiliriz.
  • Türkçenin zengin kelime hazinesini keşfedebiliriz.
  • Çocuklarımızı Türkçeyi doğru ve güzel kullanmaya teşvik edebiliriz.

Sonuç olarak dilimiz kuşatma altında değil, ancak korunmaya ihtiyacı var. Bunu yapmak için hepimize görev düşüyor. Unutmayalım ki, dil bir milletin kimliğidir ve onu korumak hepimizin görevidir.

 

 

 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Scott AjansScott Ajans tarafından ❤️ ile tasarlanmıştır