Mustafa Kemal Zafer Yolunda Metni Cevapları Sayfa 44-45-46-47-48-49

Mustafa Kemal Zafer Yolunda Metni Cevapları Sayfa 44-45-46-47-48-49

  1. SINIF 2. TEMA 2. METİN

MUSTAFA KEMAL ZAFER YOLUNDA

HAZIRLIK ÇALIŞMALARI

Atatürk’ün askerî kişiliği ile ilgili topladığınız bilgileri arkadaşlarınızla paylaşınız.

Mustafa Kemal Atatürk, Türk Kurtuluş Savaşı’nın lideri ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu olarak hem askeri hem de siyasi alanda eşsiz bir liderlik sergilemiştir. Atatürk’ün askeri kişiliği, şu unsurlarla karakterize edilebilir:

  • Vatanseverlik: Atatürk, vatan sevgisini her şeyin üzerinde tutmuş ve vatanı korumak için her türlü fedakarlığı yapmaya hazır olmuştur.
  • Cesurluk: Atatürk, cesareti ve kararlılığı ile tanınan bir komutandır. Zorlu koşullarda bile pes etmemiş ve her zaman hedefe ulaşmak için mücadele etmiştir.
  • Stratejik zekâ: Atatürk, askeri strateji konusunda çok yetenekli bir komutandır. Savaşları önceden planlamış ve düşmanın beklenmedik hamlelerine karşı hazırlıklı olmuştur.
  • Taktik beceri: Atatürk, askeri taktik konusunda da çok yetenekli bir komutandır. Savaş alanlarında hızlı ve etkili kararlar almıştır.
  • Yöneticilik becerisi: Atatürk, askeri birlikler üzerinde çok etkili bir liderlik sergilemiştir. Askerlerinin güvenini kazanmış ve onları en zor koşullarda bile başarıya götürmüştür.

Atatürk’ün askeri kişiliği, Türk Kurtuluş Savaşı’nın kazanılmasında ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasında önemli bir rol oynamıştır. Atatürk, askeri başarılarıyla, Türk milletinin bağımsızlığını ve özgürlüğünü kazanmasında büyük bir katkı sağlamıştır.

Atatürk’ün askeri kişiliğini gösteren bazı örnekler şunlardır:

  • Çanakkale Savaşı: Atatürk, Çanakkale Savaşı’nda, düşmanın sayıca üstünlüğüne rağmen, Türk askerlerini büyük bir cesaretle savaştırarak, savaşı kazanmıştır.
  • Sakarya Meydan Muharebesi: Atatürk, Sakarya Meydan Muharebesi’nde, düşmanın taarruzlarını durdurarak, Türk ordusunu büyük bir zafere götürmüştür.
  • Büyük Taarruz: Atatürk, Büyük Taarruz’da, düşmanı geri püskürterek, Türk Kurtuluş Savaşı’nı kazanmıştır.

Atatürk’ün askeri kişiliği, Türk milleti için bir ilham kaynağı olmaya devam etmektedir.

 

MUSTAFA KEMAL ZAFER YOLUNDA

Mustafa Kemal, Akşehir’de kurmaylarıyla birlikte futbol maçı seyrediyor, diye bir haber yayıldı ortalığa. Bu, düşmana karşı düzenlenmiş bir oyundu. Gerçekte Mustafa Kemal büyük saldırı planı üzerinde son çalışmalarını yapıyordu. Ordunun ileri gelenleriyle toplantı hâlindeydi.

Toplantıya katılan paşaların hemen hemen hiçbiri saldırıya geçilmesini uygun bulmuyorlardı. Türkiye’nin varı yoğu bu orduydu.

Yenilirse her şey biterdi. Savunma durumunda kalmak daha doğru olurdu.

Oysa Mustafa Kemal kesin kararını vermişti. Kurtuluş için saldırıdan başka bir yol düşünemiyordu.

Dokuz ay önce Fevzi ve İsmet Paşalarla birlikte yaptıkları plan uygulanacaktı.

Bunu Meclis’te anlatmak ve kabul ettirmek de zor oldu. Mustafa Kemal çok nefes tüketti, sonunda Hükûmet saldırıya, “Evet.” dedi.

Türk ordusunun saldırıya geçeceği herkesten gizli tutuldu. Yabancı ajanlara Türk ordusunun saldırıya hazır olmadığı bildirildi. Basında, Gazi’nin Çankaya’da bir çay şöleni vereceğine dair haberler çıktı. Nöbetçiler, Çankaya’da kuş uçurtmuyorlardı. Paşa çalışıyor, diye kimse eve yaklaştırılmıyordu.

Oysa Mustafa Kemal gizlice cepheye gitmişti.

Hareketinden önce annesiyle vedalaştı:

— Ben bir çay toplantısına gidiyorum anne. Ver elini öpeyim.

Zübeyde Hanım oğluna baktı. Üniformalıydı.

Çizme giymişti. Güldü:

— Gittiğin yer çay ziyafeti değil Mustafacığım, dedi.

— İnanmanı isterim anne. Çaya gidiyorum.

— Çizmelerle mi? Neyse… Beni merak etme. Allah yardımcın olsun oğlum.

Mustafa Kemal annesinin ellerini öptü, yanından ayrıldı.

Zübeyde Hanım’ın içi rahat değildi. Yüreğini bir ateş sarmıştı. Dayanamadı. “Ne olursa olsun.” diyerek telefona sarıldı. Kulaklığı kaldırdı. Bölge komutanını aradı. Kalbi göğsünden fırlayacakmış gibi çarpıyordu. (…)

— Komutan, lütfen bana onun nereye gittiğini söyleyin.

— Paşa Hazretleri çay ziyafetine gittiler efendim.

— Hayır. Gerçeği söylemiyorsunuz. Ben anladım. Çaya değil, savaşa gitti. Çaya çizmeyle gidilmeyeceğini ben de bilirim. Sağ olun.

Telefonu kapadı. Küçük yazı masasının başına geçti. Bir kâğıt çıkardı. Kalem, parmaklarının arasında titriyordu:

“Oğlum,

Seni bekledim. Gelmedin. Bana çaya gittiğini söylemiştin. Ama ben senin cepheye gittiğini biliyorum. Senin için silah arkadaşların için tüm askerlerimiz için dua ettiğimi bilmelisin. Savaşı kazanmadan geri gelme Mustafacığım.

Annen Zübeyde”

(…) Ellerini gökyüzüne doğru açtı. Kalbinin sonsuz sevgisi ve içtenliğiyle dua etmeye başladı:

(…)

(…) “Oğlumun yardımcısı ol. Türk ordusunu zafere ulaştır. Düşmanı perişan eyle. Vatanını kurtarmaya çalışan askerlerimizin kılıcını keskin et. Mustafa’nın bu savaştan yüzünün akıyla çıkmasını nasip eyle Ya Rabbi.”

Yunanlılar Eskişehir’de, Afyon’da kuvvetliydiler. Uzmanlar Yunanlıların Afyon’da kurdukları cepheyi incelemiş: “Eğer Türkler iki yüz bin asker harcayarak bu cepheyi iki yılda yıkabilirlerse dünyanın en kahraman adamlarıdır.” demişlerdi.

Bu yargıyı duyunca Mustafa Kemal de: “Ben de bu istihkâmları sekiz saatte yıkarak Afyonkarahisar’ı ele geçireceğim.” dedi.

Durum nazikti. İki ordunun da kaderi bu savaşın sonucuna bağlıydı. Birinden biri dize gelecekti.

Mustafa Kemal, bu savaşta askerlik sanatının en ince kurallarını uyguladı. Asker birliklerini gizlice kuzeyden güneye çekti. Askerler geceleri yürüyor; gündüzleri köylerde, ağaçlıklarda, fundalıklarda saklanıyorlardı. Öyle ustaca saklanıyorlardı ki Yunan keşif uçakları onları göremiyordu.

(…) Eskişehir cephesinde çok büyük kuvvetler varmış gibi geceleri sıra sıra ateşler yakılıyordu.

Gündüzleri de buraya yeni kuvvetler geliyormuş gibi yollarda toz kaldırıyorlardı.

Büyük saldırıdan bir gün önce, Mustafa Kemal, tüm dünya ile bağlantıyı kestirdi. Haberleşmek yoktu.

Karargâhı Kocatepe’nin arkasındaydı. Asker birlikleri yamaçlardaki yerlerini almışlardı. Gazi, savaş emrini çıkardı.

26 Ağustos sabahı, gün doğmadan Mustafa Kemal atına atladı. Kocatepe’nin doruğuna çıktı.

Askerler ellerindeki fenerlerle yolunu aydınlatıyorlardı. Saldırıyı bu tepeden yönetecekti.

Gün doğarken gök gürlemesini andıran bir ses ortalığı sarstı. Türk topçusu ateşe başlamıştı.

Yunanlılar uyuyorlardı. (…) Bu kulakları sağır eden gümbürtü ile yataklarından fırladılar. Şaşkın şaşkın çevrelerine bakmaya başladılar. Ne yapacaklarını bilemiyorlardı. (…)

Tüm birlikler ileriye atıldılar. (…)

Mustafa Kemal kamçısıyla cepheyi gösterdi. (…)

Askerler ok gibi yerinden fırladılar. (…) Türkler tepeyi almışlardı. Düşmanın birinci savunma hattı böylece çöktü.

Ve şimdi uzmanların aşılmaz dedikleri siperler altüst oluyordu. Ateş, duman ve Allah Allah sesleri göklere yükseliyordu.

Gazi, pelerinini altına topladı. Kayaların üstüne oturdu. Durgunluğu geçmişti. Artık yüzü gülüyordu.

(…) Düşmanın şaşkınlığı sürüyordu. Bir tek kurşun atamadan Afyon’u Türklere geri verdiler.

Böylece 30 Ağustos sabahına gelindi.

Düşman cepheleri birbiri ardınca çöktü. (…)

Gazi, karargâhını Dumlupınar’a doğru kaydırdı. Dumlupınar Meydan Savaşı başladı. Savaşı

Mustafa Kemal yönetiyordu. (…)

30 Ağustos gününün akşamında, güneş batarken, Türk ordusunun büyük zaferiyle savaş bitmişti. (…)

Gazi, savaş alanına yakın bir yerde dolaşırken yerde bir bayrak gördü. Adamlardan biri bu bayrağı çiğnemek istedi.

— Kaldırın bu bayrağı yerden.

— Paşam, Paşam, onlar bizim bayrağımızı yaktılar. Bizim bayraklarımızı çamurlara atıp çiğnediler.

Gazi, çevresinde bulunanlara anlamlı bir bakışla baktı:

Onlar bu çirkin davranışta bulunmuş olabilirler. Ama biz Türk’üz. Bir milletin onurunu simgeleyen bayrağa karşı saygımız vardır. O bayrak düşman bayrağı olsa bile. Bayrağı kendisi yerden kaldırdı, bir Yunan tüfeğine sardırdı.

(…)

Mükerrem Kâmil SU

(Kısaltılmıştır.)

 

Mükerrem Kâmil Su – Hayatı ve Edebi Kişiliği

Mükerrem Kâmil Su, 1906 yılında Bursa’da doğdu. İlköğrenimini İstanbul’da tamamladı. 1922 yılında İstanbul Dârülmuallimâtı’ndan (sonradan Çapa Fen Lisesi) mezun oldu. Edremit, Balıkesir, Burhaniye ilkokullarında öğretmenlik yaptı. 1936’da Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü Edebiyat Bölümünü tamamladı.

Ayrıca Ankara’da yayınlanan Tasvir gazetesinde günlük köşe yazarlığı yaptı. 1933 yılında yazın yaşamına başlayan Su, romanlarında daha çok aşk, tutku ve serüven gibi konuları ele almış, bunları olay örgüsünün ön planda olduğu bir anlatımla aktarmıştır.

Su’nun eserleri, genellikle realist bir anlayışla yazılmıştır. Yazar, eserlerinde Anadolu insanının yaşamını, gelenek ve göreneklerini gerçekçi bir şekilde yansıtmıştır.

Su’nun en önemli eserleri şunlardır:

Gönül Güneşi (1933) Yıldızların Gölgesi (1934) Kanlı Aşk (1935) Yaşamak (1936) Yol (1937) Kızıl Ateş (1938) Acı Çiçekler (1939) Yanardağ (1940) Bulutların Üstünde (1941) Su, 1984 yılında İstanbul’da vefat etti.

Edebî kişiliği

Mükerrem Kâmil Su, Cumhuriyet dönemi edebiyatında önemli bir yere sahip olan yazarlardan biridir. Eserleri, genellikle aşk, tutku ve serüven gibi konuları ele alır. Yazar, eserlerinde Anadolu insanının yaşamını, gelenek ve göreneklerini gerçekçi bir şekilde yansıtmıştır.

Su’nun eserlerinde, realist bir anlayış göze çarpar. Yazar, eserlerinde, olayları olduğu gibi, süslemeden ve abartmadan anlatır. Bu nedenle, eserleri, okuyucu üzerinde güçlü bir etki bırakır.

Su’nun eserlerinde, aşk önemli bir temadır. Yazar, eserlerinde, aşkı, tutkulu ve heyecanlı bir şekilde anlatır. Bu nedenle, eserleri, okuyucu üzerinde duygusal bir etki bırakır.

Su’nun eserlerinde, Anadolu insanının yaşamını, gelenek ve göreneklerini yansıtmak için de büyük çaba göstermiştir. Yazar, eserlerinde, Anadolu insanının iç dünyasını ve duygularını gerçekçi bir şekilde yansıtmıştır.

Sonuç olarak, Mükerrem Kâmil Su, Cumhuriyet dönemi edebiyatında önemli bir yere sahip olan yazarlardan biridir. Eserleri, okuyucu üzerinde güçlü bir etki bırakan, gerçekçi ve duygusal bir anlatıma sahiptir.

1.ETKİNLİK

1imjd9k

2.ETKİNLİK

Aşağıdaki soruları metinden hareketle yanıtlayınız.

  1. Olaylar nerede ve ne zaman geçmektedir?

Olayların geçtiği yer ve zaman; 1922 yılının Ağustos ayı, Türkiye’nin Eskişehir ve Afyonkarahisar illeri arasındaki cephedir.

  1. Bazı paşalar ordunun savunmada kalmasını niçin isterler?

Bazı paşalar, Türk ordusunun sayıca ve silah yönünden Yunan ordusundan daha az olduğunu düşünerek, savunmada kalmayı daha doğru bulurlar. Onlara göre, saldırıya geçerlerse, her şey bitebilir.

  1. Mustafa Kemal’in askerî dehasını metinden örnekler vererek anlatınız.

Mustafa Kemal, askerî dehasını şu örneklerle göstermiştir:

  • Düşmanın sayıca ve silah yönünden üstünlüğüne rağmen, saldırıya geçmekten çekinmedi.
  • Asker birliklerini gizlice kuzeyden güneye çekti.
  • Düşmanı şaşırtmak için çeşitli hileler yaptı.
  • Saldırıyı Kocatepe’den yöneterek, düşmanın tam anlamıyla hazırlıksız yakalanmasını sağladı.
  • Türk ordusunun zaferini, Dumlupınar Meydan Savaşı’nda kesinleştirdi.
  1. Zübeyde Hanım’ın kişilik özelliklerini belirtiniz.

Zübeyde Hanım, oğlu Mustafa Kemal’e çok bağlı ve onu çok seven bir anneydi. Oğlunun başarılı olması için dua eder ve ona destek olurdu. Ayrıca, vatansever bir kadındı ve oğlunun Türk milleti için yaptığı çalışmalardan gurur duyardı.

  1. Metindeki hangi karaktere hangi soruyu sormak isterdiniz?

Metindeki Zübeyde Hanım karakterine, “Oğlunuzun savaşa gittiğini öğrendiğinizde neler hissettiniz? Ona ne gibi tavsiyelerde bulundunuz?” diye sormak isterdim.

  1. Yunan bayrağını yerden kaldırması Mustafa Kemal’in hangi kişilik özelliğini yansıtmaktadır?

Mustafa Kemal’in Yunan bayrağını yerden kaldırması, onun şu özelliklerini yansıtmaktadır:

  • Bir milletin onuruna saygılıdır.
  • Düşman bile olsa, bir insana saygılı davranır.

3.ETKİNLİK

Metindeki hikâye unsurlarını belirleyerek aşağıya yazınız.

Olay: Mustafa Kemal’in düşmanı bozguna uğratmak için çay partisi haberi altında aslında cepheye gitmesi ve düşmanı yenmesi

Mekân: Eskişehir ve Afyonkarahisar illeri arasındaki cepheler

Zaman: 26 Ağustos- 30 Ağustos 1922 tarihleri arası

Şahıs ve Varlık Kadrosu: Mustafa Kemal Paşa, Zübeyde Hanım, Türk ordusu askerleri, Yunan ordusu askerleri, diğer yetkililer

Anlatıcı: 3. Kişi Ağzından Anlatım

4.ETKİNLİK

30 Ağustos’ta Aslıhanlar ve Dumlupınar civarında yapılan savaşa Başkomutanlık Meydan Muharebesi denmiştir. Bunun sebebini metinden örneklendirmeler yaparak aşağıdaki boşluğa yazınız.

30 Ağustos’ta Aslıhanlar ve Dumlupınar civarında yapılan savaş, Büyük Taarruz’un en önemli ve belirleyici savaşıdır. Bu savaşta Türk ordusu, Mustafa Kemal Paşa’nın liderliğinde, Yunan ordusunu kesin bir yenilgiye uğratarak Anadolu’yu düşman işgalinden kurtarmıştır. Bu nedenle, bu savaşa Başkomutanlık Meydan Muharebesi denilmiştir.

5.ETKİNLİK

İLGİ EKİ

İlgi eki, bir varlığın kime veya neye ait olduğunu bildiren ektir. Türkçede ilgi eki, isim tamlamalarında tamlayana gelir.

İlgi eki, Türkçede ünsüzle biten ad kök ve gövdelerine {+In} “-ın, -in, -un, -ün” ve ünlüyle bitenlerden sonra {+nIn} “-nın, -nin, -nun, -nün” şekillerine sahiptir.

İlgi eki, aşağıdaki durumlarda kullanılır:

  • İsim tamlamalarında tamlayanı belirtmek için:

    • Ahmet’in kitabı
    • Okulun bahçesi
    • Köylülerin tarlaları

İlgi eki, isim tamlamalarında tamlayan ile tamlananı birbirine bağlayan bir köprü görevi görür. Tamlayanın anlamını tamamlar ve tamlamayı daha anlaşılır hale getirir.

İlgi eki ile ilgili bazı örnekler:

  • Ahmet’in kitabı. (Ahmet’e ait olan kitap.)
  • Okulun bahçesi. (Okulun ait olan bahçe.)
  • Köylülerin tarlaları. (Köylülere ait olan tarlalar.)

NOT: Tamlayan eki, “ben ve biz” şahıs (kişi) zamirlerine geldiğinde “-im” şeklinde yazılır.

  • Ben – im kalemim
  • Biz – im evimiz

Bu iki örnekte görüldüğü gibi “ben” ve “biz” zamirleri, tamlayan ekini “-im” şeklinde almıştır. Tamlayan eki olan “-im”, iyelik eki olan “-ım, -im, -um, -üm” ekiyle karıştırılmamalıdır.

İyelik eki olan “-ın, -in, -un, -ün” eki ile tamlayan eki olan “-ın, -in, -un, -ün” eki birbirine karıştırılmamalıdır.

  • Telefon-un şarjı bitti.
  • Telefon-un nerde?

ÇOĞUL EKİ

Türkçede tekil isimleri çoğul yapmak için kullanılan “-ler, -lar” eki, isim çekim ekine göre çoğul eki olarak adlandırılır. İsimlerin tek ve çok olma durumlarını belirlediği için bu eke “çokluk eki” de denilmektedir. Çoğul eki, isim çekim ekidir ve sadece isim ve isim soylu sözcüklere eklenebilir.

İsim kök veya gövdelerine gelerek onların sayıca birden fazla olduklarını gösteren eklere çoğul eki denir. Bu ek, isimlerin nicelik olarak çokluğunu göstermek için kullanılan bir isim çekim ekidir. Örneğin “kitap” kelimesi tekil bir kelimedir çünkü kitabın sayıca bir tane olduğu görülmektedir. Fakat “kitaplar” kelimesi çoğul bir anlam taşır çünkü aldığı çoğul eki sayesinde birden çok varlığı işaret etmektedir.

Örnekler:

  • insanlar
  • kalemler
  • kuşlar
  • bulutlar
  • dersler
  • öğrenciler
  • sınavlar
  • müdürler
  • elmalar
  • sincaplar
  • kartlar

6.ETKİNLİK

esaw3av

7.ETKİNLİK

“Bir milletin onurunu simgeleyen bayrağa karşı saygımız vardır.” cümlesinde bayrağın onuru simgelemesi ifadesinden ne anlıyorsunuz? Düşüncelerinizi arkadaşlarınızla paylaşınız.

“Bir milletin onurunu simgeleyen bayrağa karşı saygımız vardır.” cümlesinde bayrağın onuru simgelemesi ifadesinden, bayrağın bir milletin ortak değerlerini, geçmişini, geleceğini ve bağımsızlığını temsil ettiğini anlıyorum. Bu nedenle, bayrak bir milletin onurunun ve şerefinin sembolüdür.

Bayrak, bir milletin bağımsızlığının ve egemenliğinin en önemli göstergesidir. Bayrak, bir milletin varlığını ve devamlılığını temsil eder. Bu nedenle, bayrak her zaman saygıyla korunmalıdır.

Bir milletin onuru, o milletin sahip olduğu değerlere, geçmişine ve geleceğine olan bağlılığıyla şekillenir. Bayrak, bir milletin sahip olduğu değerlerin ve ideallerin somutlaşmış halidir. Bu nedenle, bayrak bir milletin onurunu simgeler.

Bayrak, bir milletin ortak hafızasıdır. Bayrak, bir milletin geçmişini, bugününü ve geleceğini bir arada tutar. Bu nedenle, bayrak bir milletin onurunun ve kimliğinin bir parçasıdır.

Düşüncelerimi arkadaşlarımla paylaşırsam, onlara şunları söyleyebilirim:

“Bayrak, bir milletin onurunun ve şerefinin sembolüdür. Bu nedenle, bayrağımıza her zaman saygı duymalıyız. Bayrağımızı asla yere düşürmemeli, onu kirletmemeli ve ona zarar vermemeliyiz. Bayrağımızı her zaman gururla taşımalıyız.”

8.ETKİNLİK

Atatürk’ün silah arkadaşlarından birini seçiniz. Seçtiğiniz kişi ile ilgili bilgileri düzenleyip aşağıdaki boşluğa yazınız. Kişi ile ilgili görseli noktalı bölüme yapıştırınız.

Dosya:Mareşal Fevzi Çakmak.jpg - Vikipedi

Mareşal Fevzi Çakmak, 12 Ocak 1876’da İstanbul’da doğdu. İlk ve orta öğrenimini Kuleli Askerî Lisesi’nde tamamladıktan sonra 29 Nisan 1893’te Harbiye’ye kaydolarak 28 Ocak 1896’da piyade teğmen rütbesiyle mezun oldu.

Çakmak, Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemlerinde ve Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk yıllarında önemli görevlerde bulundu. I. Dünya Savaşı’nda Çanakkale Savaşı’nda ve Doğu Cephesi’nde görev yaptı. 1918’de Genelkurmay Başkanı oldu.

Kurtuluş Savaşı’nda da önemli görevler üstlenen Çakmak, Büyük Taarruz’un planlamasında ve uygulanmasında büyük rol oynadı. 30 Ağustos 1922’de kazanılan Dumlupınar Meydan Muharebesi’nin ardından mareşalliğe terfi etti.

Cumhuriyet döneminde de Genelkurmay Başkanlığı görevini sürdüren Çakmak, 1923-1929 yılları arasında Millî Savunma Bakanlığı görevini de yürüttü. 1944’te emekliye ayrılan Çakmak, 10 Nisan 1950’de İstanbul’da vefat etti.

Fevzi Çakmak, Türk Kurtuluş Savaşı’nın en önemli komutanlarından biriydi. Büyük Taarruz’un planlamasında ve uygulanmasında büyük rol oynayarak, Türkiye’nin bağımsızlığının kazanılmasında önemli bir katkı sağladı.

Fevzi Çakmak’ın başlıca başarıları şunlardır:

  • Çanakkale Savaşı’nda ve Doğu Cephesi’nde gösterdiği başarılar
  • Büyük Taarruz’un planlamasında ve uygulanmasındaki rolü
  • Türkiye’nin bağımsızlığının kazanılmasındaki katkısı
  • Türk Silahlı Kuvvetleri’nin modernleşmesinde gösterdiği çabalar

GELECEK DERSE HAZIRLIK

Millî Mücadele Dönemi’nin kadın kahramanları ile ilgili araştırma yapınız.

Millî Mücadele döneminde Türk kadınları, cephede ve cephe gerisinde yaptıkları kahramanlıklarla Türk milletinin bağımsızlık mücadelesine büyük katkılar sağlamışlardır. Bu dönemdeki kadın kahramanlar, vatanları için canlarını feda etmekten çekinmemiş, cephede savaşmış, cephe gerisinde ise askerlere ve ihtiyaç sahiplerine yardım etmiştir.

Cephede savaşan kadın kahramanlar

  • Kara Fatma (Fatma Seher Erden): Erzurumlu bir kadın olan Kara Fatma, Balkan Savaşları’nda ve Birinci Dünya Savaşı’nda cephede savaşmıştır. Millî Mücadele döneminde de cephede savaşmış, düşmanla çarpışmış, askerlere yemek pişirmiş ve gerektiğinde yaralarını sarmıştır.
  • Gördesli Makbule (Makbule Hanım): Manisa’nın Gördes ilçesinden olan Gördesli Makbule, Millî Mücadele döneminde cephede savaşmış, düşmana karşı el bombası atmıştır. İnönü Muharebesi’nde gösterdiği kahramanlıkla tanınmıştır.
  • Kılavuz Hatice (Hatice Hanım): Giresunlu bir kadın olan Kılavuz Hatice, Millî Mücadele döneminde cephe gerisinde istihbarat görevi yapmıştır. Düşman birliklerinin hareketlerini takip ederek Türk güçlerine bilgi sağlamıştır.
  • Tayyar Rahmiye (Rahiye Hanım): İstanbullu bir kadın olan Tayyar Rahmiye, Millî Mücadele döneminde cephede savaşmış, düşmana karşı uçmuştur. İzmir’in kurtuluşunda önemli rol oynamıştır.

Cephe gerisinde çalışan kadın kahramanlar

  • Halide Edip Adıvar (Halide Edip): Millî Mücadele’nin en önemli kadın kahramanlarından biri olan Halide Edip, cephede ve cephe gerisinde yaptığı çalışmalarla Türk milletinin bağımsızlık mücadelesine büyük katkılar sağlamıştır.
  • Şükufe Nihal Bozkurt (Şükufe Nihal): Millî Mücadele’nin önemli kadın yazarlarından biri olan Şükufe Nihal, cephe gerisinde yaptığı çalışmalarla Türk milletinin bağımsızlık mücadelesine büyük katkılar sağlamıştır.
  • Münevver Saime Ersoy (Asker Saime): Millî Mücadele’de cephede savaşan ilk kadın asker olan Münevver Saime, düşmana karşı çarpışmış, askerlere yardım etmiştir.
  • Çanakkaleli Hatice (Hatice Hanım): Çanakkale’nin Ezine ilçesinden olan Çanakkaleli Hatice, Millî Mücadele döneminde cephe gerisinde çalışmış, askerlere ve ihtiyaç sahiplerine yardım etmiştir.

Bu kahraman kadınlar, Türk milletinin bağımsızlık mücadelesinde cesaret, fedakârlık ve kararlılıklarıyla önemli rol oynamışlardır. Türk tarihinde önemli bir yere sahip olan bu kadınlar, Türk kadınının gücünü ve kararlılığını tüm dünyaya göstermişlerdir.

Millî Mücadele dönemindeki kadın kahramanların katkıları

Türk kadınları, Millî Mücadele döneminde yaptıkları kahramanlıklarla Türk milletinin bağımsızlık mücadelesine önemli katkılar sağlamıştır. Bu katkılar şu şekilde sıralanabilir:

  • Cephede savaşarak düşmana karşı direnişe güç katmışlardır.
  • Cephe gerisinde çalışarak askerlere ve ihtiyaç sahiplerine yardım etmişlerdir.
  • Milleti milli mücadeleye teşvik ederek halkın desteğini sağlamışlardır.
  • Uluslararası kamuoyunda Türkiye’nin haklı davasını savunarak destek almışlardır.

Türk kadınlarının Millî Mücadele dönemindeki kahramanlıkları, Türk milletinin bağımsızlık mücadelesinin en önemli unsurlarından biridir. Bu kahramanlıklar, Türk kadınının gücünü ve kararlılığını tüm dünyaya göstermiştir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Scott AjansScott Ajans tarafından ❤️ ile tasarlanmıştır